Geçtiğimiz yazımızda köylerin el değiştirmesinden söz etmiş, gelecekte kendi kendine yetebilen devletlerin çok daha önemli hâle geleceğini yazmıştık. Toprağı işleyen, tohumu olan, hayvancılık yapan, kendi temel gıdasını üretebilen ülkelerin yarın daha güçlü olacağını anlatmıştık.
Aslında bugün konuştuğumuz yeni dünya düzeni de aynı meselenin başka bir yüzü.
Çünkü emperyalizm artık yalnızca toprak işgal ederek, sınırları değiştirerek ya da ülkelerin ekonomilerine müdahale ederek ilerlemiyor. Dünya değiştikçe o da değişiyor. Dün petrol, maden ve doğal kaynaklar üzerinden kurulan bağımlılıklara bugün yazılım, veri, yapay zekâ ve teknoloji bağımlılığı ekleniyor.
Yıllarca “Kahrolsun emperyalizm” dedik. Peki, yeni dünyanın bu düzenine karşı nasıl ayakta kalacağız?
Bence cevap, dört temel unsurda saklı: Hava, su, toprak ve ateş.
Toprak; tarımımız, hayvancılığımız, tohumumuz ve gıdamızdır. Su; içme suyumuz, barajlarımız, yer altı kaynaklarımız ve denizlerimizdir. Hava; atmosferin yanında uzay, uydu sistemleri ve iletişim altyapımızdır. Ateş ise bugün güneş enerjisi başta olmak üzere kendi enerjimizi üretebilme gücümüzdür.
Ancak bugün bu dört unsura sahip olmak da tek başına yeterli değil. Toprağı işleyecek tarım teknolojisine, suyu koruyacak sistemlere, uzayı ve haberleşme altyapısını yönetecek bilgiye, enerjiyi üretecek ve depolayacak teknolojiye de ihtiyacımız var. Bunların arkasında ise yazılım, veri, bilim ve yetişmiş insan gücü bulunuyor.
Yani mesele sadece kaynaklarımızı korumak değil, onları kendi bilgimizle yönetebilmek.
Toprağını işleyemeyen, suyunu koruyamayan, enerjisini üretemeyen ve teknolojisini geliştiremeyen bir ülkenin bağımsızlığı her geçen gün daha fazla sınanacaktır.
Düşünsenize, kendi tarlanızı ekiyorsunuz ama tohumunuz dışarıdan geliyor. Üretiyorsunuz ama mazotunuzun, gübrenizin ve üretim maliyetlerinizin önemli bir kısmında dışa bağımlısınız. Suyunuz var ama onu doğru yönetemiyorsunuz. Enerjiye ihtiyacınız var ama maliyetleriniz başkalarının kararlarından etkileniyor.
Şimdi bunlara bir de dijital bağımlılığı ekleyin. Kullandığınız yazılımı siz geliştirmiyorsunuz, verilerinizin nerede ve nasıl işlendiğini tam olarak kontrol edemiyorsunuz, kritik sistemlerinizde başka ülkelerin teknolojilerine mecbur kalıyorsunuz.
İşte yeni dünyanın asıl meselesi burada başlıyor.
Elbette dış dünyayla alışverişi kesmekten, her şeyi tek başımıza üretmekten söz etmiyorum. Mesele, her şeyi kendimiz yapmak değil; hayati konularda başkalarının kararlarına mahkûm olmamaktır.
Türkiye'nin hem toprağına hem suyuna hem enerjisine hem de teknolojik geleceğine sahip çıkması gerekiyor. Köylerimizi üretimin dışında bırakamayız. Çiftçimizi, hayvancımızı ve gençlerimizi desteklemeden gıda güvenliğini sağlayamayız. Aynı şekilde kendi yazılımını geliştirmeyen, nitelikli insan yetiştirmeyen, verisini koruyamayan bir ülkenin de dijital çağda tam bağımsız olması kolay değil.
Çanakkale'den baktığımızda bu mesele daha da anlamlı. Verimli topraklarımız, tarımsal üretimimiz, hayvancılığımız, denizlerimiz ve güneş enerjisi potansiyelimiz var. Üniversitemiz, sanayimiz ve yetişmiş insan kaynağımız da var. Bunları birbirinden ayrı düşünmek yerine ortak bir kalkınma anlayışıyla birleştirmeliyiz.
Bir tarafta toprağını kaybeden köyler, diğer tarafta teknolojisini dışarıdan almak zorunda kalan bir ekonomi. Aslında ikisi de aynı soruyu önümüze koyuyor; Kendi geleceğimizi ne kadar kendimiz belirleyebiliyoruz?
Dünün emperyalizmine karşı bağımsızlık diyorduk. Bugün de aynı şeyi söylüyoruz. Ancak artık bağımsızlığı yalnızca sınırlarımızı korumakla ölçemeyiz. Gıdamızı, suyumuzu, enerjimizi, verimizi ve teknolojimizi de korumak zorundayız.
Çünkü gelecekte güçlü devletler, yalnızca başkasına hükmedenler değil; kendi halkının temel ihtiyaçlarını karşılayabilen ve kendi kararlarını özgürce alabilen devletler olacak.
Belki de yeni dünyanın en büyük mücadelesi budur: Toprağımıza, suyumuza, enerjimize ve bilgimize sahip çıkmak.
Hava, su, toprak ve ateş…
İnsanlığın binlerce yıldır bildiği bu dört unsur, bugün yeniden bağımsızlığın temel taşları hâline geliyor. Bunların yanında aklımızı, bilgimizi ve teknolojimizi de geliştirebilirsek geleceğe daha güvenle bakabiliriz.
Kahrolsun emperyalizm demeye devam edeceğiz. Ama artık yalnızca karşı çıkmakla yetinmemeliyiz, bizi bağımlılıktan kurtaracak gücü de kendimiz üretmeliyiz.