Bir zamanlar köyden kente göç konuşulurdu. Hatta bu memleketin en büyük hikâyelerinden biriydi. Köylerde yaşayan insanlar daha iyi bir hayat umuduyla şehrin yolunu tutardı. Fabrikada çalışmak, memur olmak, çocuklarını okutmak, biraz daha rahat yaşamak, biraz daha fazla kazanmak için.
Bir nesil traktörünü, tarlasını, bahçesini bırakıp şehirlere aktı.
O günlerde herkes geleceğin şehirlerde olduğunu düşünüyordu.
Bugün ise sessiz sedasız başka bir göç dalgasının içindeyiz.
Bu kez yön tersine dönmüş gibi görünüyor.
Şehirden köye doğru bir hareket var.
Üstelik bu hareketi yapanlar geçim sıkıntısından kaçan insanlar değil. Hayatın yükünü taşımış, para kazanmış, iş kurmuş, kariyer yapmış insanlar.
Sanatçılar, iş insanları, emekliler, beyaz yakalılar.
Yıllarca büyük şehirlerin trafiğini, stresini, kalabalığını yaşayan insanlar şimdi bir köy evi arıyor.
Bahçeli bir yaşam istiyor.
Sessizlik istiyor.
Temiz hava istiyor.
Doğallık istiyor.
Bir zamanlar terk edilen köy hayatı, bugün birçok insanın ulaşmaya çalıştığı bir hayale dönüşmüş durumda.
Eskiden köyde yaşamak mecburiyet sayılırdı.
Bugün ise ayrıcalık sayılıyor.
Belki de önümüzdeki yıllarda "köy" kavramının anlamı tamamen değişecek.
Köy denildiğinde akla sadece traktör süren, hayvan bakan, sabah erkenden tarlaya giden insanlar gelmeyecek.
Doğanın içinde yaşayan sanatçılar, iş insanları, uzaktan çalışan profesyoneller ve emekliler de köylerin yeni sakinleri olacak.
Fakat burada durup düşünmemiz gereken çok önemli bir soru var;
Köyünü satan ne yapacak?
Dedesinden kalan tarlayı satan ne yapacak?
Evini satıp şehre taşınan genç ne yapacak?
Bugün eline geçen para birkaç yıl sonra bittiğinde nasıl bir hayat kuracak?
Çünkü görünen tablo şunu söylüyor;
Köye gelenlerin önemli bir kısmı üretmek için değil, yaşamak için geliyor.
Köyden gidenlerin önemli bir kısmı ise yeni bir hayat kurmaya çalışıyor.
Bir taraf huzur satın alıyor.
Diğer taraf geçim mücadelesine giriyor.
Asıl mesele de burada başlıyor.
Eğer köyler sadece yaşam alanına dönüşür, üretim ikinci plana düşerse, köy köy olmaktan çıkar.
Çünkü köyün ruhu manzarasında değil, üretimindedir.
Toprağı işleyen çiftçidedir.
Hayvana bakan yetiştiricidedir.
Sabah gün doğmadan çalışan üreticidedir.
Bu yüzden bugünden yarını düşünmek zorundayız.
Belki de artık köye sadece nostaljik bir yaşam alanı olarak değil, stratejik bir üretim merkezi olarak bakmalıyız.
Köy içi imarlı alanlar dışında kalan tarım ve hayvancılık arazileri çok ciddi bir devlet planlamasıyla korunmalıdır.
Verimli toprakların kontrolsüz şekilde yapılaşmaya açılması, bugün kazanç gibi görünse de yarın çocuklarımızın sofrasından eksilecek ekmek demektir.
Tarım ve hayvancılık yapılabilecek alanlar korunmalı, uzun vadeli üretim planları hazırlanmalı, toprağı işleyecek ve hayvan yetiştirecek yatırımcılara çok güçlü teşvikler verilmelidir.
Belki de yarının köylüsü bugünün köylüsü gibi olmayacak.
Belki yarının köylüsü şehirlerde eğitim almış, teknolojiyi bilen, üretimi profesyonel yöneten, tarımı ve hayvancılığı bir yatırım alanı olarak gören insanlar olacak.
Aslında bugün yaşadığımız dönüşüm de bunu işaret ediyor.
Para kazanan insanlar köye dönüyor.
Doğaya dönüyor.
Toprağa dönüyor.
O halde eğitim sistemimiz de bu değişimi görmek zorunda.
İlkokuldan başlayarak çocuklara tarımı, hayvancılığı, üretimi ve kırsal kalkınmayı anlatmak zorundayız.
Gençlerimize sadece şehirlerde iş aramayı değil, köylerde yatırım yapmayı, üretmeyi ve değer oluşturmayı da öğretmeliyiz.
Çünkü geleceğin en stratejik meselesi belki de teknoloji değil;
Gıda olacak.
Toprak olacak.
Su olacak.
Üretim olacak.
Belki de geleceğin en değerli yerleri gökdelenlerin yükseldiği şehir merkezleri değil, üretimin devam ettiği köyler olacak.
Ama bütün bunların sonunda yine aynı soruya dönüyoruz;
Köyler zenginleşirken köylü zenginleşecek mi?
İşte asıl cevaplamamız gereken soru budur.
Çünkü bir gün gelebilir,
Köyler yerinde durur.
Evler yerinde durur.
Tarlalar yerinde durur.
Kahvehaneler yerinde durur.
Camiler yerinde durur.
Ama köylü kalmaz.
Ve o gün kaybettiğimiz şey sadece birkaç arazi ya da birkaç ev olmaz.
Yüzyıllardır bizi ayakta tutan üretim kültürü olur.
Belki de asıl mesele köyleri korumak değil;
Köylüyü koruyabilmektir.