Çocukluğumda izlediğim filmlerden biri Terminator'dü. O yıllarda İsviçre'deydik. Arnold Schwarzenegger'in oynadığı o film bütün dünyayı kasıp kavurmuştu. Hikâye basitti ama etkileyiciydi; robotların yönettiği bir gelecek vardı ve dünyayı kurtaracak kişinin çocukluk dönemine gelecekteki savaşın içinden bir robot gönderiliyordu.

O günlerde bunlar sadece birer filmdi.

Tıpkı Geleceğe Dönüş filmindeki uçan arabalar, akıllı evler, kendi kendine çalışan sistemler gibi.

Çocuk aklıyla izliyor, hayran kalıyor ama bir yandan da "Bunlar gerçekten olur mu?" diye düşünüyorduk.

Aradan yıllar geçti.

Bugün cebimizdeki telefonlar, o filmlerdeki bilgisayarlardan daha güçlü hale geldi.

Arabalar kendi kendine sürülmeye başladı.

Evler sesle yönetiliyor.

Robotlar fabrikalarda çalışıyor.

Yapay zekâ ise artık sadece sorulara cevap veren bir sistem olmaktan çıktı; yazı yazıyor, resim çiziyor, kod üretiyor, analiz yapıyor, karar süreçlerine dahil oluyor.

Dün hayal dediğimiz şeyler bugün hayatımızın parçası haline geliyor.

İşte tam da bu noktada dünyanın en önemli teknoloji isimlerinden Elon Musk'ın açıklamaları dikkat çekiyor.

Musk, yapay zekânın birkaç yıl içerisinde herhangi bir insandan daha zeki hale gelebileceğini, yaklaşık beş yıl sonra ise insanlığın toplam zekâsını aşabileceğini söylüyor. Bir dönem birçok bilim insanıyla birlikte yapay zekâ çalışmalarının yavaşlatılması çağrısında da bulunmuştu. Çünkü mesele artık sadece teknoloji üretmek değil; üretilen teknolojinin insanlığı nereye götüreceğini de konuşmak.

Son yıllarda dünyanın birçok yerinde farklı tartışmalar yapılıyor.

Bir yanda yapay zekâ.

Bir yanda insanlara çip takılmasıyla ilgili projeler.

Bir yanda dünya dışı yaşam iddiaları ve açıklamalar.

Bir yanda insanın biyolojik sınırlarını aşmaya yönelik çalışmalar.

Bunların ne kadarının gerçek, ne kadarının abartı olduğu ayrı bir tartışma konusu.

Ama değişmeyen bir gerçek var,

Teknoloji insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar hızlı ilerliyor.

Peki biz ne yapıyoruz?

Asıl sormamız gereken soru bu.

Yapay zekâya karşı çıkalım mı?

Hayır.

Teknolojiyi tamamen reddedelim mi?

Hayır.

Ama bütün geleceğimizi de teknolojiye teslim etmeyelim.

Benim asıl üzerinde durduğum konu bu.

Düşünün!

Bir gün ciddi bir siber savaş yaşansa,

Enerji sistemleri çökse,

Uydu ağları devre dışı kalsa,

İnternet günlerce çalışmasa,

Yapay zekâ sistemlerinin fişi çekilmek zorunda kalsa,

Biz kendi kendimize yetebilir miyiz?

Albert Einstein'ın yıllar önce söylediği bir söz bugün belki de hiç olmadığı kadar anlamlı:

"3. Dünya Savaşı'nda hangi silahların kullanılacağını bilmiyorum ama 4. Dünya Savaşı'nda taş ve sopalar kullanılacak."

Belki de Einstein'ın anlatmak istediği şey, teknolojinin kontrolsüz bir yıkıma dönüşmesi halinde insanlığın yeniden en temel şartlara dönmek zorunda kalacağıydı.

Tohumumuz var mı?

Toprağımızı işleyebiliyor muyuz?

Hayvancılığımız yeterli mi?

Kendi gıdamızı üretebiliyor muyuz?

Gençlerimiz bir bahçede üretim yapmayı mı daha iyi biliyor, yoksa telefon ekranında gezinmeyi mi?

İşte mesele burada başlıyor.

Belki de Türkiye'nin yapması gereken şey teknolojiden kaçmak değil, teknoloji ile tabiat arasında denge kurmaktır.

Yapay zekâyı kullanalım.

Savunma sanayiinde kullanalım.

Ülke güvenliğinde kullanalım.

Sanayide verimlilik için kullanalım.

Ama aynı zamanda çocuklarımıza toprağı öğretelim.

Kendi tohumumuzu koruyalım.

Tarımı güçlendirelim.

Hayvancılığı destekleyelim.

Üreten nesiller yetiştirelim.

Çünkü teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin insanın ekmeğe, suya ve toprağa olan ihtiyacı değişmiyor.

Belki de geleceğin en güçlü ülkesi en fazla yapay zekâya sahip olan değil, yapay zekânın fişi çekildiğinde bile ayakta kalabilen ülke olacak.

Bugün dünyaya baktığımda teknoloji yarışını görüyorum.

Ama yarının dünyasında asıl yarışın kendi kendine yetebilme yarışı olacağını düşünüyorum.

Belki Terminator filmlerindeki senaryolar hiçbir zaman gerçekleşmeyecek.

Belki yapay zekâ insanlığa büyük bir refah getirecek.

Belki de bugün korktuğumuz birçok şey hiç yaşanmayacak.

Ama tedbir almak, ihtimalleri düşünmek ve geleceğe hazırlıklı olmak hiçbir zaman zarar vermez.

Çünkü teknoloji ne kadar büyürse büyüsün, insanı insan yapan şey hâlâ aklı, vicdanı, toprağı ve üretme kabiliyetidir.