Son dönemde Türkiye'de en çok konuşulan konu ekonomi. Pazara çıkan vatandaş fiyatlardan şikâyetçi, emekli geçim derdinde, esnaf satış yapamamaktan yakınıyor, üretici ise artan maliyetlerin altında ayakta kalmaya çalışıyor.

Ancak yaşadığımız tabloyu yalnızca enflasyon rakamlarıyla açıklamak mümkün değil.

Çünkü mesele sadece ekonomi değil, sistem meselesidir.

Geçtiğimiz günlerde yaş sebze ve meyve piyasasına yönelik yapılan operasyon bunun çarpıcı örneklerinden biri oldu. Soruşturma kapsamında bazı firmaların maliyetleri yüksek göstermek amacıyla usulsüz işlemler yaptığı, hatta hayatını kaybetmiş kişiler adına sahte makbuzlar düzenlendiği iddiaları gündeme geldi.

İşte tam burada sorulması gereken soru şudur:

Çiftçi neden kazanamıyor?

Vatandaş neden pahalıya alıyor?

Aradaki para kimin cebine gidiyor?

Yıllardır üretici ile tüketici arasındaki makas büyüyor. Tarlada düşük fiyata çıkan ürün, tezgâha gelene kadar katlanıyor. Çiftçi emeğinin karşılığını alamıyor, vatandaş da uygun fiyatla ürüne ulaşamıyor.

Bu nedenle operasyonlar önemlidir.

Fakat mesele birkaç kişiyi yakalamaktan ibaret değildir.

Asıl mesele, bu düzenin yeniden oluşmasını engelleyecek denetim ve şeffaflık mekanizmalarını kurabilmektir.

Son dönemde kamuoyunda konuşulan başka bir konu da çeşitli ticari ağlar, kayıt dışı servetler ve yurt dışına çıkarıldığı iddia edilen büyük paralarla ilgili yürütülen soruşturmalar.

Bunun yanında gündeme gelen bazı fon ve yatırım organizasyonlarına ilişkin yolsuzluk iddiaları da toplumda ciddi rahatsızlık oluşturdu. İnsanlar alın teriyle biriktirdiği tasarrufların güven ilişkisi üzerinden istismar edilmesini kabul etmiyor. Çünkü güvenin zedelendiği yerde sadece bireyler değil, ekonomi de zarar görüyor.

Sokakta konuşulan ortak düşünce oldukça net:

Kim olursa olsun, hangi çevreden gelirse gelsin, hukukun karşısında aynı muameleye tabi tutulmalıdır.

Toplumun beklentisi siyasi görüşlere göre değişen bir adalet değil, herkese eşit uygulanan bir adalettir.

Bu nedenle devletin son dönemde attığı bazı adımlar geniş kesimlerde olumlu karşılık buluyor. İnsanlar artık açıklamalardan çok sonuç görmek istiyor.

Bugün Türkiye'nin ihtiyacı yalnızca ekonomik tedbirler değildir.

Siyasette...

Kamuda...

Ticarette...

Ve toplumsal hayatta...

Daha fazla şeffaflığa, daha güçlü denetime ve daha yüksek bir hesap verebilirlik anlayışına ihtiyaç vardır.

Bazıları sorunları dile getirmenin muhalefet olduğunu düşünüyor.

Oysa memleket meselesi söz konusu olduğunda eksikleri konuşmak da bir sorumluluktur.

Geçtiğimiz günlerde Sayın Metin Külünk'ün de dikkat çektiği gibi, Türkiye'nin önündeki temel meselelerden biri devlet ile millet arasındaki güven bağını daha da güçlendirmektir.

Bugün toplumun önemli bir bölümü, yaşanan sıkıntılara rağmen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sorunları çözebilecek siyasi iradeye sahip olduğuna inanıyor. Aynı zamanda geniş kitleleri ikna edecek güçlü bir alternatifin ortaya çıkmadığını düşünenler de az değil.

Tam da bu nedenle beklenti yüksektir.

Vatandaş artık sorunların tespit edilmesini değil, sonuç alınmasını bekliyor.

Önümüzdeki yıllar ekonomik rekabetin yanında enerji, teknoloji ve güvenlik alanlarında da sert mücadelelere sahne olacak.

Böyle bir dönemde Türkiye'nin en büyük avantajı yalnızca ekonomik gücü değil, kurumlarının sağlamlığı ve toplumun devlete duyduğu güven olacaktır.

Vatandaş adalet görecek.

Yatırımcı önünü görecek.

Gençler gelecek planı yapabilecek.

Üretici emeğinin karşılığını alabilecek.

Kalıcı kalkınma ancak böyle mümkün olur.

Çünkü bir ülkenin gerçek zenginliği yalnızca kasasındaki para değildir.

Hukuka olan inancı, kurumlarının itibarı ve vatandaşının geleceğe duyduğu güvendir.

Eğer bugün konuşulan bütün bu soruşturmalar istisnasız şekilde sürdürülür, yanlış yapanın makamına, servetine veya siyasi kimliğine bakılmazsa, bunun kazananı sadece devlet değil, millet olacaktır.

Türkiye'nin ihtiyacı olan şey tam da budur.

Daha güçlü kurumlar.

Daha fazla adalet.

Daha fazla şeffaflık.

Ve hiç kimsenin ayrıcalıklı olmadığı bir düzen.

O zaman sadece ekonomiyi değil, geleceği de kazanmış oluruz.