Sanayinin gelişmesinden söz ettik. Üretimin artmasından, eğitimden, istihdamdan, üniversite iş birliklerinden, yeşil dönüşümden ve su meselesinden…

Ama artık daha net konuşmamız gereken bir gerçek var: Sanayici bütün bunları tek başına yapamaz. Bugün yatırım yapmak sadece para işi değildir.

Güven işidir.

Öngörülebilirlik işidir.

Geleceği görebilme cesareti işidir.

Ve bu cesaretin en önemli kaynağı; güven veren, yol açan, destekleyici bir devlet yapısıdır.

Gelişmiş ülkelere baktığımızda tablo nettir. Devlet sanayiciye rakip olmaz. Engel çıkarmaz. Kurallar nettir. Destekler ulaşılabilirdir. Bürokrasi çözüm üretir.

Bizde ise yatırımcı çoğu zaman fizibiliteden önce şunu hesaplıyor:

“Karşıma hangi engeller çıkacak?”

Bu zihniyet değişmeden ekonomik sıçrama olmaz.

Ancak burada başka bir çelişkiyi de konuşmak gerekiyor.

Bir yanda faiz politikasıyla paradan para kazanmanın cazip hale geldiği bir dönem, Diğer yanda yatırımın güven istediği bir ortamda, yurt dışında her fırsatta ülkesini kötüleyen bir yaklaşım.

Sonuç ne oluyor?

Faize giden kaynaklar,

Üretime dönemeyen sermaye,

Bütçeyi zorlayan gıda fiyatları,

Nakit bulamayan yatırımcı.

Oysa bu tablo kimseye kazandırmıyor. Hepimiz aynı gemideyiz.

Başka Türkiye yok.

Ekonomiyi konuşurken de, güven ortamını tartışırken de, ülkenin itibarını değerlendirirken de bu gerçeği unutmamak gerekiyor.

Üstelik bölgesel gelişmelere baktığımızda önemli bir kırılma yaşanıyor. Uzun yıllar yüksek güvenlik algısıyla öne çıkan Körfez ülkelerinde bu algının sarsıldığını görüyoruz. İster kabul edelim ister etmeyelim;

Türkiye bugün bu coğrafyada hâlâ en güvenli üretim ve yatırım alanlarından biri. Bu avantajı tartışmalarla zayıflatmak yerine üretime dönüştürmek zorundayız.

Tam da bu noktada sahadan gelen bir örnek tabloyu net şekilde ortaya koyuyor:

Tekstil Neden Mısır’a Gidiyor?

Bugün tekstil sektöründe birçok firma üretimini ya küçültüyor ya da rotayı Mısır’a çeviriyor.

Neden?

Daha düşük finansman maliyeti, daha öngörülebilir teşvik sistemi ve daha rekabetçi maliyet dengesi. Sanayici ülkesini terk etmek istemez. Ama maliyetle rekabet edemiyorsa duyguyla ayakta kalamaz.

Yüksek faiz nedeniyle üretimden çekilen kaynak yatırım yerine finansal araçlara yönelince, fabrikalar değil maliyet tabloları büyüyor. Oysa faize giden kaynak üretime yönlendirilse, kısa vadeli kredi yerine uzun vadeli yatırım finansmanı sağlansa, sanayici finansman yükü altında ezilmese; kaybeden bütçe olmaz, kazanan ekonomi olur.

Katıldığım sanayi toplantılarında ve yatırımcılarla yaptığım görüşmelerde en çok duyduğum cümle şu: “Yatırım yapmak istiyoruz ama finansmana ulaşamıyoruz.” Arsa var, proje var, ihtiyaç var ama sermaye yoksa yatırım başlamıyor.

Mevcut işletmesini ayakta tutmak için bile yüksek maliyetlerle mücadele eden sanayici, yeni fabrika kuracak kaynağı bugünkü şartlarda kolay kolay oluşturamıyor. Bu yüzden yatırım iştahı kâğıt üzerinde kalıyor. Oysa sanayi böyle büyümez. Sanayi, mevcut düzeni çevirmeye çalışarak değil, sıçramayla büyür. Eğer üretimi artırmak istiyorsak yatırımcıya sadece yer değil, güçlü ve ulaşılabilir finansman zemini de sunmak zorundayız.

Çünkü üretim sadece sanayi demek değildir. Tarım, hayvancılık ve sanayi birlikte güçlenmeden ekonomik denge kurulamaz. Faizle dengelenmeye çalışılan bir ekonomi sürdürülebilir değildir. Kalıcı denge; üretimle, ham maddeyle ve katma değerle kurulur.

Üretici kaybedildiğinde sadece bir işletme kaybolmaz.

Toprak boş kalır.

Ahır boş kalır.

Fabrika ham maddesiz kalır.

Şehir ekonomisi zincirleme zayıflar.

Sanayi, tarım ve hayvancılık birbirinin alternatifi değil tamamlayıcısıdır. Sanayi büyür ama ham madde yoksa sürdürülemez. Tarım yapılır ama işlenmezse katma değer oluşmaz. Hayvancılık yapılır ama entegre tesis yoksa kazanç sınırlı kalır. Artık parçalı değil, bütüncül bir üretim modeline geçmek zorundayız.

Bu noktada eğitimi de yeniden üretimin parçası haline getirmeliyiz. Meslek liseleri üretimin merkezine alınmalı, öğrenciler işletmelerle buluşturulmalı, üreten genç desteklenmelidir. Çünkü üretim kültürü okulda başlar.

Sanayici risk alır, istihdam yaratır, üretir.

Tarımcı üretir.

Hayvancı üretir.

Ekonomiyi ayakta tutan bu zincirdir.

Faizle dengelenen ekonomi kırılgandır.

Üretimle dengelenen ekonomi güçlüdür.

Ve artık tercih nettir:

Faize dayalı denge değil, üretime dayalı kalkınma.

Çünkü bu mesele siyaset üstüdür.

Bu bir memleket meselesidir.