Türkiye’nin yıllardır taşıdığı en ağır meselelerden biriyle ilgili yeni bir dönemin eşiğindeyiz.
Terörün sona ermesi, silahların susması ve ülkemizin bir daha aynı acıları yaşamaması elbette hepimizin ortak temennisidir. Buna kimsenin itirazı olamaz.
Ancak böylesine tarihi bir meseleye yalnızca “silahların susması” penceresinden bakmak da yeterli değildir.
Ben meseleye öncelikle bir devlet meselesi olarak bakıyorum. Böyle dönemlerde günübirlik siyasi hesapların değil, devletin ve milletin yarınlarını gözeten bir aklın öne çıkması gerektiğine inanıyorum.
Bu nedenle terörsüz bir Türkiye hedefini desteklerken, bu sürecin hukuk devleti içerisinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin iradesiyle, şeffaf ve toplumsal mutabakat gözetilerek yürütülmesini önemsiyorum.
Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı yeni fay hatları oluşturmak değil, yıllardır biriken yaraları daha fazla derinleştirmeden ortak bir gelecek kurabilmektir.
Cumhuriyetimizin temel değerleri, üniter devlet yapımız, eşit yurttaşlık anlayışımız ve hukukun üstünlüğü benim için tartışma konusu değildir.
Benim için mesele bir siyasi partinin kazanması ya da diğerinin kaybetmesi de değildir.
Mesele, çocuklarımıza nasıl bir Türkiye bırakacağımızdır.
Silahların sustuğu ama adaletin konuştuğu, farklılıkların ayrışma nedeni değil zenginlik olarak görüldüğü, herkesin kendisini bu Cumhuriyetin eşit ve onurlu bir yurttaşı hissettiği bir Türkiye…
Bence asıl hedefimiz bu olmalıdır.