Müslümanlar, hayatın akışı içinde karşılaştıkları kararsızlıkları aşmak ve hakkı batıldan, doğruyu yanlıştan ayırt edebilmek için tarih boyunca çeşitli manevi mekanizmalara başvurmuşlardır.

Bu mekanizmaların en bilinenleri; akıl ve deneyimi paylaşmayı esas alan istişare ile hayırlı olanı Allah’tan niyaz etmeyi amaçlayan istihare sünnetidir. Ancak modern hayatın getirdiği hız ve anlık karar verme zorunlulukları, müminleri her an ve her yerde uygulanabilecek, kalbi bir mutmainlik sağlayan dinamik yöntemler arayışına yöneltmiştir. Bu bağlamda önerilen yeni metot; geleneksel manevi sığınaklar ile kalbin ilk sesini, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) manevi huzurunda birleştiren özgün bir tefekkür ve yöneliş usulüdür.

Önerilen bu yöntem, bürokrasiye veya zamana yayılmış ritüellere ihtiyaç duymadan, hayatın tam merkezinde, anlık olarak uygulanabilecek pratik bir yapıya sahiptir. Mümkünse abdestli olmak yöntemin nuraniyetini artıracak olsa da, sokakta, iş yerinde veya ani bir kararın eşiğinde abdest şartının aranmaması, metodun her an "hazır ve nazır" bir manevi can simidi olmasını sağlar. Yöntemin işlem basamakları şu şekildedir:

  1. Korunma ve Başlangıç (Eûzü-Besmele): Kişi öncelikle her türlü şeytani vesveseden ve nefsin yanıltıcı yönlendirmelerinden Allah’a sığınarak "Eûzü billâhi mine'ş-şeytânir-racîm Bismillâhirrahmânirrahîm" der. Bu, zihinsel ve kalbi bir koruma kalkanı oluşturur.
  2. Hamd ve Şükür: Allah’a hamd edilerek, O'nun her şeyi kuşatan ilmi ve rehberliği yüceltilir. Bu kısımda “Elhamdülillahi Rabbil'âlemîn” veya herhangi bir hamd söylenilebilir.
  3. Salavat-ı Şerife: Hz. Peygamber’e salat ve selam getirilerek, onunla kurulacak manevi köprünün ilk adımı atılır. Salavat, duanın kabulüne ve kalbin yumuşamasına vesiledir.
  4. Manevi Huzur (Tasavvur): Bu aşamada kişi, zaman ve mekan sınırlarını aşarak kendisini fennen ve ruhen Hz. Muhammed’in (s.a.v.) mübarek huzurunda hayal eder. O’nun (s.a.v.) adaletini, şefkatini ve doğruyu göstermedeki rehberliğini kalbinde hisseder.
  5. Sorunun Arzı ve İlk His: Kararsız kalınan mesele, Efendimiz ile beraber olunduğu ve kendisinin manevi huzurunda konu arz ediliyormuş tahayyül edilerek samimiyetle sorulur. Bu soruyu takip eden ilk saniyelerde, kalbe doğan (ilham olunan) ilk his ve yönelim, kişinin aradığı doğru cevaptır.

İslam epistemolojisinde (bilgi felsefesinde) kalbe gelen ilk hisse büyük bir değer atfedilir. Hadis-i şerifte yer alan "Müminin ferasetinden korkun, çünkü o Allah’ın nuruyla bakar" hitabı, temiz bir kalbin anlık sezgilerinin ne denli isabetli olabileceğine işaret eder.

Nefis ve şeytan, insana bir konuda hile yapmak veya onu şüpheye düşürmek için zamana ihtiyaç duyar. Kalbe gelen ikinci, üçüncü düşünceler genellikle mantık kılıfına bürünmüş nefsi arzular veya vesveselerdir. Dolayısıyla, eûzü-besmele, hamd ve salavatla koruma altına alınmış ve Hz. Peygamber'in manevi varlığıyla şereflendirilmiş bir zihne gelen ilk his, kirlenmemiş ve manipüle edilmemiş saf doğrudan ibarettir.

Bu yeni metot, Müslüman ferdini gündelik hayatın kaosunda yalnızlıktan kurtaran, ona her an bir "manevi danışman" ile yürüdüğünü hissettiren psikolojik ve ruhi bir esnekliğe sahiptir. Sünnetteki istihare namazının ikamesi değil, onun adeta hayatın içine yayılmış, anlık ve pratik bir türevidir. Kişi, her kritik kavşakta salavatın nuruyla Efendimiz’ in (s.a.v.) sünnetine ve ahlakına sığınarak kalbini bir pusula gibi kullanabilir. Bu yönüyle metot, modern çağın getirdiği karar felçlerine karşı müminin içsel pusulasını her an aktif tutmasını sağlayacak güçlü bir manevi tefekkür egzersizidir.