Nereden gelip nereye gittiğimizi tam olarak bilemeden başlıyoruz hayata. Bir gün dünyaya gözlerimizi açıyor, sonra bu yolculuğun içinde kendimize bir yer edinmeye çalışıyoruz.
Dünyaya gelişimiz bir başlangıç. Peki, dünyadaki asıl görevimiz ne?
Henüz bilmiyoruz…
Kimi sevmek için geliyor sanki, kimi sevilmeyi öğrenmek için. Kimi ardında derin bir iz bırakıyor, kimi de bir ömrü sessizce tüketiyor.
Yollarımız kesişiyor insanlarla. Bir yerlerde,bir bahanelerle.
Hayat bir okul, bizlerse hiç bitmeyen bir eğitimin yolcuları. Bazen öğreten oluyoruz bu yolda, bazen de öğrenen...
Öğrendikçe olgunlaşıyor, öğrettikçe yaşamın içinde çoğalıyoruz.
Bazen bir şeylere yetişmek için koşuyor, bazen durup sadece nefes almak istiyoruz. Oysa hayat; yalnızca bir yerlere varmak değil, yürüdüğümüz yolun farkına varabilmekmiş.
Eskiler, “Kâmil odur ki koya dünyada bir eser, eseri olmayanın yerinde yeller eser” der. Belki de dünyadaki asıl görevimiz sadece yaşayıp gitmek değildir… İyi düşünüp iyi olmak, güzel görünüp güzel davranabilmektir.
Bir gönüle dokunmak, bir yarayı incitmeden sarmak, bir insanın hayatına anlam katmak...
Çünkü günün sonunda ne kadar yol aldığımızdan çok; o yolda kim olduğumuz, ne öğrendiğimiz, ne öğrettiğimiz ve kimlerin yüreğine dokunduğumuz kalacak geriye.
Bir garip yol…
Bir garip yolculuk…
Başlangıcını seçemediğimiz bu hayatın son durağını da bilemiyoruz.
Fakat yol boyunca nasıl bir insan olacağımız, hangi değerleri taşıyacağımız ve ardımızda ne bırakacağımız biraz da bizim seçimlerimiz olduğu gerçektir.
Belki de hayatın asıl sırrı; yolun nereye çıktığını bilmekte değil, o yolu başarılı yürüyebilmektedir.
Ömrümüz sağlıklı ve uzun olsun
Okurlarıma saygılar...