“Dün küçük bir adım dedik; bugün o adımın dev bir yola dönüştüğünü görmenin haklı gururunu yaşıyoruz.”
Bir süredir yükseköğretimde sessiz sedasız ama derinden bir kabuk değişimi yaşanıyor. Artık bu değişim, somut adımlarla ve en üst düzeyden yapılan açıklamalarla resmîleşti; Eğitim, artık dört duvarın dışına taşıyor.
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, geçtiğimiz Cuma günü Erzurum’daki Üniversitelerarası Kurul Yönetim Kurulu toplantısında yükseköğretimin yeni rotasını net bir şekilde çizdi. Özvar’ın şu sözleri, aslında bizim yıllardır Çanakkale Ezine’de savunduğumuz gerçeğin Ankara’daki yankısı gibiydi:
“Sadece teorik bilgiye dayalı bir sistem artık günümüz dünyasında yeterli değil. Amacımız, sembolik stajlar yerine öğrencilerin üretim süreçlerine aktif olarak dahil olduğu, iş yerinde yetiştiği bir ekosistem kurmak. Uygulamalı eğitim alan mezunlarımızın istihdam oranlarının çok daha yüksek olduğunu verilerle görüyoruz.”
Yeni dönemde mesele artık sadece bir diploma sahibi olmak değil; tecrübeyi cebine koyarak mezun olmak. YÖK’ün üzerinde durduğu 3+1, 2+2, 7+1 ve 6+2 gibi modeller, öğrencilerin eğitim hayatlarının en az bir veya iki dönemini doğrudan iş yerlerinde geçirmesini zorunlu kılıyor.
Peki, bu yaklaşım bizim için yeni mi? Elbette hayır.
Aslında yerelde daha önce yapmış olduğumuz projelerin, girişimlerin ve kaleme aldığımız, gündeme taşıdığımız pek çok başlığın zamanla ülke gündeminde karşılık bulduğunu görmek; bazen ilk anda fark edilmese de sonradan daha net anlaşılan bir sürecin parçası olmak, doğrusu insana hem ayrı bir sorumluluk hem de sessiz bir gurur yüklüyor. Bu da henüz yolun başında olduğumuz köşe yazarlığı serüveninde bizi daha dikkatli, daha odaklı ve daha sahici olmaya mecbur bırakıyor.
Biz bu işin sadece "teorisini" konuşanlardan olmadık; temelini bizzat sahada attık. Bugün Ankara’dan müjdelenen bu sistemin ilk tohumları; Ezine’de, Gida İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (OSB) ve üniversite iş birliğiyle atılmıştı. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ezine Gıda İhtisas OSB Meslek Yüksekokulu bünyesinde hayata geçirilen 3+1 modeli, öğrenciyi daha sıralardayken üretimin dişlileri arasına dahil eden o vizyoner anlayışın ilk meyvesidir.
Burada hak teslimi yapmak adına bir parantez açmak gerekir. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ramazan Cüneyt Erenoğlu, henüz Meslek Yüksekokulu Müdürlüğü döneminden itibaren mesleki eğitimin sahayla entegrasyonu için büyük bir irade ortaya koydu. OSB ile yürütülen projelerin bugün sahada somut birer istihdam kapısına dönüşmesi, Sayın Erenoğlu’nun üniversitenin gelecek vizyonu açısından ne kadar isabetli bir tercih olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Göreve geldiği günden bu yana üniversiteyi sanayiciyle, üreticiyle ve gençlerle temas ettiren yapısı, bugün Türkiye genelinde bir model haline gelmiştir.
YÖK’ün yeni stratejisi artık kontenjanları bile akademik kapasiteye göre değil, "iş gücü piyasasının talebine" göre belirliyor. Sayın Özvar’ın da belirttiği gibi, hedef sadece mezun sayısını artırmak değil, mezunların "iş bulma kabiliyetini" yükseltmek. Yapay zeka, veri bilimi ve siber güvenlik gibi alanlara verilen öncelik, bu yeni nesil üniversite anlayışının bir parçası.
Ezine Gıda İhtisas OSB’de atılan o ilk adımlar; işverenin yetişmiş eleman aradığı, gencin ise tecrübesizlik nedeniyle kapıdan döndüğü o kısırdöngüyü kırmak içindi.
Biz Ezine’de bu işin temelini attık. İnşallah bundan sonra daha da büyür, daha fazla gencimizin hayatına dokunan bir yapıya dönüşür.
Bugün bu fikrin ülke geneline yayılması, "doğru zeminde" başlatılan işlerin ne kadar bereketli olduğunu gösteriyor.
Son söz olarak; hayatta bazı şeyler gürültüyle değil, sessizce yapılan işle konuşur. İnsanları kuru laflarla, asılsız iddialarla değil; ortaya koydukları eserlerle, yetiştirdikleri gençlerle ve şehre kattıkları değerle anmak gerekir. Vefa, sadece bir semt adı değil; söylenene değil, yapılana bakabilme ferasetidir.
Doğru işler, doğru zeminde büyümeye devam edecek...