Çanakkale’nin birçok ilçesinde artık alıştığımız bir manzara var. Sabah erken saatlerde merkezden ilçelere doğru araç kuyrukları başlıyor, akşam mesai biter bitmez aynı araçlar bu kez merkeze dönüyor. İlçeler yaşanan yer olmaktan çıkıyor, sadece mesai yapılan yerlere dönüşüyor.

İşin ilginç tarafı ise bahaneler…

“İlçede sosyal hayat yok.”

Yahu duyanda her akşam operaya gidiliyor sanacak… Her gece tiyatro izleniyor, konserden konsere koşuluyor, sinemalarda yer bulunamıyor zanneder. Çanakkale merkez elbette ilçelerden daha hareketlidir. Ama bunu görev yaptığın ilçede yaşamamanın gerekçesi haline getirmek inandırıcı değil.

Daha da ilginci şu… Türkiye’nin doğusunda, güneydoğusunda, İç Anadolu’da, Karadeniz’de yıllarca çok daha zor şartlarda görev yapan insanlar bunu mesele etmezken, sıra Çanakkale’nin ilçelerine gelince bir anda “yaşam kalitesi” tartışması başlıyor. Demek ki mesele ilçelerin şartları değil, merkezin konforundan vazgeçmek istememek.

En çok da öğretmen örneği düşündürüyor.

“Çocuğumun eğitimi için merkezde oturuyorum.”

Peki görev yaptığın okul? Oradaki çocuklar? Kendi çocuğun için yeterli görmediğin eğitim ortamında başkasının çocuğuna gelecek hazırlamaya çalışıyorsun. Bunun adı fedakârlık değil, çelişkidir.

Aynı durum güvenlik güçlerinde de, belediye personelinde de görülüyor. Hizmet verdiği ilçede yaşamayan, akşam olunca ilçeyle bağını tamamen koparan bir kamu görevlisinin o ilçeye ne kadar aidiyet hissedeceğini sorgulamak herkesin hakkıdır.

Bir de işin ekonomik tarafı var.

Devlet memuruna maaş verirken aslında ilçeye de kaynak gönderiyor. O para ilçenin manavına, kasabına, kırtasiyecisine, lokantasına, berberine, ev sahibine can olsun diye gidiyor. Ama maaşın büyük bölümü Çanakkale merkezde harcanıyorsa devletin ilçeye gönderdiği para da merkeze taşınmış oluyor.

Sonra dönüp “Bu ilçeler neden gelişmiyor?” diye toplantılar yapıyoruz.

Burada ilçe esnafına da bir söz söylemek istiyorum. Bugün birçok esnaf ilçesinde oturmayan memurlardan şikâyet ediyor ve bunda da haklı. Ama madalyonun bir de öbür yüzü var. İlçesinde ticaret yapıp kazandığını merkeze taşıyanları, yatırımını kendi ilçesi yerine başka yere yapanları da konuşmak gerekiyor. Onları da unutmadım. O konuya ayrı bir yazıda değineceğim.

Allah korusun, büyük bir orman yangını, deprem ya da başka bir afet olduğunda bunun bedeli daha ağır olur. Devletin ilk refleksi ilçedeki kamu görevlileridir. Eğer kamu görevlisi akşam olunca ilçeyi terk ediyorsa, devletin refleksi de gecikir. Afet anında dakikaların bile hayat kurtardığını hepimiz biliyoruz.

Bu mesele sadece memurun nerede oturduğu meselesi değildir.

Bu mesele devletin ilçedeki varlığı meselesidir.

Bence artık bu uygulama yeniden ele alınmalıdır. Özellikle büyükşehir olmayan illerde, kamu görevlilerinin görev yaptıkları ilçede ikamet etmeleri yeniden zorunlu hale getirilmelidir. Çünkü devlet sadece mesai saatlerinde var olmaz.

Devlet, öğretmeniyle, polisiyle, jandarmasıyla, doktoruyla, belediye çalışanıyla yaşadığı yerde hissedilir.

Bugün Çanakkale’nin birçok ilçesinde akşam olunca memur gidiyor, para gidiyor, hareket gidiyor. Geriye yalnızca sessizlik kalıyor.

Küçük ilçelerin buna daha fazla tahammülü yok.