Toplum olarak sıkça konuştuğumuz değerler vardır; doğruluk, güzel ahlak, saygı… Fakat çoğu zaman gözden kaçırdığımız bir gerçek var.Bu değerler, yalnızca dilimizde yaşadığında değil, davranışlarımızla görünür olduğunda anlam kazanır. Çünkü insan, ömrü boyunca taşıdığı ışığı başkalarına yansıtmayı bildiği sürece iz bırakır. Bu izin adına “sessiz miras” dediğimiz, kelimesiz ama güçlü bir öğretidir.
Günlük hayatın koşturmacası içinde fark etmeyiz ama sözsüz davranışlarımız çevremize sürekli mesaj gönderir. Bir çocuğun merhamet dolu bakışı, bir arkadaşımıza gösterdiğimiz sabır, yaşlı birine uzattığımız yardım eli… Tüm bunlar, konuşmadan öğreten değerlerdir. Üstelik sözden daha derin, daha kalıcıdır.
Araştırmalar da gösteriyor ki, çocuklar en çok gördüklerinden etkilenir. Yani söylediklerimizden değil;
Evde konuşulan cümleler değil, evin içindeki davranış dili onları etkileyendir.
Merhamet, saygı, adalet…
Bunlar camdan bir vitrin değil, günlük hayatta sergilenen aynaya yansıyan tablolardir ..
Bazen tek bir tebessüm, bir gencin yüreğinde iyiliğin kapısını aralar.
Bazen bir sessizlik, öfkeyi söndürür.
Bazen küçük bir yardım, insan olmanın ne demek olduğunu hatırlatır. Ve tüm bunlar, farkında olmadan kurduğumuz büyük bir kültürün parçalarıdır.
Yaş aldıkça gözümüze çarpan ve sosyal ortamda hep konu olan;
Toplumun bugün yaşadığı nezaket erozyonu, tam da bu sessiz mirasın zayıflamasından kaynaklanıyor. Konuşmalar çoğaldı, davranışların ağırlığı azaldı.
Söz, davranışın önüne geçmeden özümüz, değerlerimizin gerisinde kalmadan...
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, yüksek sesle söylenen büyük cümleler değil; düşük sesle yapılan doğru davranışlardır. Çünkü toplum, en çok sessiz örneklerden beslenir.
Bu yüzden iyi bildiklerimizi, doğrularımızı ve güzel ahlakı sadece anlatmak yetmez; yaşatmamız gerekir. Işığın gücü, anlatıldığında değil, yandığında görünür.
Neyi nezaman yitirdik, demeden
Güzel değerlerimize sahip çıkalım mı...💐
Nacizane düşüncem…
Okurlarıma saygılar.