​Bir bohça, bir yorgan; köklerin sessiz hikâyesidir, bilir misiniz?

Bazen bir cümle, insanın içinde yıllardır kapalı duran bir kapıyı aralar ve o kapıdan içeri hatıralar usulca süzülür.

Bugün de benim için öyle oldu.

​Nilgün arkadaşımla telefonda konuşuyorduk. Arkadaşım, yeni bir eve taşınmanın telaşı içindeydi. Eşyalarını toplarken ne kadar yorulduğunu anlatıyordu; kolay değildi eşya toplamak... Birden, annesinin onun için özenle diktirdiği saten yorganlardan bahsetti. Arkadaşım, bu yorganlar öyle güzeller ki;

“kullanmaya kıyamıyorum, kimseye de veremiyorum. onlar bana annemden hatıra...

Çocuklarım isterlerse onlara veririm.” diye sözünü tamamladı.

​O an anladım… Bazı eşyalar kullanılmak için değil, hatırlanmak için saklanır.

Ve insan,

en çok dokunamadıklarına bağlanıyormuş.

​O cümleyle birlikte zaman ağır ağır geriye yürüdü; ben de kendi hikâyemin eşiğine döndüm.

Ailenin ikinci büyük çocuğuydum. İş hayatımız başlarken evden ayrılmıştık. Ancak evlenerek ayrılan ilk ben olacaktım.

Hayat bazen sırayı beklemez…

Benden bir yaş büyük abim vardı.

Bir kız çocuğunun aileden uzakta yalnız yaşaması bir anne ve baba için her gün merak demekti; akılları hep o yalnız kalan evlatta kalırdı. O yüzden "Bir an önce yuvası kurulmalıdır," kararı oluşu verdi.

​Ben de o sözün içinden geçerek kendi yoluma yürüdüm. Ama o gün şunu bilmiyordum. İnsan bir evden ayrılmaz, sadece başka bir eve kendi köklerini taşırmış.

Mesafeler, insanın içindeki boşluğu büyüten sessiz köprüler gibi bağlarla baglanirmış.

Evlilik hazırlıkları başlamıştı.

​Ev tutulmuştu, eşyalar alınmıştı, eksikler tamamlanımiş sayılırdı.

Yeni bir hayatın eşiğindeydim.

O gün yeni evimizin ilk misafirleri geldi: Annem, babam ve Heves Anam…

​Babam annesiz, babasız büyümüştü; biz dede ve nine sıcaklığını hiç bilmemiştik.

Annem de babasını evlendikten sonra yirmili yaşlarında kaybetmişti. Bu yüzden bizim evimizde “büyüklük” bir yaş meselesi değil, bir yürek meselesiydi. Ve o yüreğin adı Heves Anam’dı, Kazım Amcamdı…

Anadolu kadını olan,

​Heves Anam… At üstünde büyümüş bir kadındı. Hayatı rüzgâr gibi karşılamayı bilen, sesiyle bulunduğu ortamı dolduran, yüreğiyle insanı sarıp sarmalayan güçlü bir kadındı. O kadın benim anneannemdi. Ama o gücün içinde, incitmeyi bilmeyen şefkatli duruşuyla bambaşka bir karakterin sahibiydi.

​O gün kapıdan içeri girerken elinde bir bohça vardı. Beyaz bir çarşafa sarılmış; sade ama derin… Bir anneme baktım, bir Heves Anam’a, sonra da o bohçaya…

​“Bu senin,” dedi, “senin için yaptım…”

​Ellerime bıraktığında yalnızca bir eşya değil; bir geçmiş, bir bağ, bir kök bıraktı. O “senin için yaptım” deyişindeki nezaket, gözlerimin içine bakarak o bohçayı teslim edişi beni benden almıştı.

​Bohçayı açtım…

Bir yorgan…

Gösterişli olmasa da güzel deseniyle sıcacık bir görüntüsü vardı.o yorgan da zaman vardı, emek vardı, dua vardı ve en çok da sevgi vardı. O an anladım, Dört erkek çocukla büyüyen bir kız çocuğu olarak öğrendiğim en büyük hakikat şuydu; hayatta hiçbir şey sağlam aile bağlarının yerini tutmaz. Çeyiz dediğimiz şey, sandıklara sığanlardan ibarettir.

Asıl çeyiz; bir annenin susarak ettiği dua, bir anneannenin yorulmadan verdiği emek, bir ailenin sessizce bıraktığı izdir.

​Ben baba ocağından çeyiz namına bir kırık iğne bile almadım ama bir bohçayla çıktım. Ve o bohçanın içinde bir evin kokusu, bir geçmişin sıcaklığı, edep, terbiye ve bir de “Heves Ana” gülüşü vardı.

​Yıllar geçti ama o bohça hiç eskimedi. Çünkü bazı şeyler kullanılmaz; insanın içinde yıllar boyu taşınır, anlatılır da anlatılır.

Güzel annelerimizin emeklerine yüreklerine sağlık...

​İyi ki Nilgün arkadaşımla o gün konuşmuşum. Telefonu kapatırken ona, “Bana bir köşe yazısı konusu verdin,” diyerek veda ettim. Çünkü bazı sohbetler bitmez. İnsanın içinde yankılanır, unutulmuş hatıraları uyandırır ve kelimelere dökülmeyi bekleyen hikâyeleri gün yüzüne çıkarır.

​Nilgün arkadaşıma da -yeni evinde gönlünce, sağlıkla ve huzurla yaşayacağı bir ömür diliyorum- Ve bu yazıyı, içimde yıllardır taşıdığım bir duyguyla noktalıyorum:

​İnsan bir evi değil; aile bağlarının kıymetini ve kendisini büyüten sevgiyi ömrü yettiğince her yere taşımalı.

Gelecek nesillere, unutulmaması gereken o derin izleri bırakmalı.

​Okurlarıma..🌷

​Saygıyla...🌷