​Bahar bazen bir takvim yaprağıyla gelmez…

​Bir koku ile gelir; toprağın içten içe uyanışıyla, insanın içine dolan o tarifsiz ferahlıkla gelir. Ve sonra bir sabah uyanırız; içimiz kıpır kıpır olur. Sebebini tam koyamayız ama biliriz ki bugün başka bir gün…

​Bugün Hıdırellez.

​Eskiler boşuna dememiş; bugün Hızır ile İlyas’ın yeryüzünde buluştuğu gün… Biri toprağa dokunur, biri suya. Bereket oradan doğar, umut oradan yeşerir.

​Peki ya biz? Biz ne yaparız bu özel günde?

​Kimi bir kağıda dileğini yazar, kimi bir gül dalının altına bırakır umutlarını… Kimi denizin kıyısında kumlara çizer hayallerini. Belki bir ev, belki bir kalp, belki de sadece bir isim… Oysa mesele ne yazdığımız değil; mesele, hâlâ dilek tutabiliyor olmamızda.

​Çünkü insan en çok ne zaman yorulur biliyor musunuz? Hiçbir şey dilemek istemediğinde…

​İşte Hıdırellez tam da bu yüzden kıymetli. Bize yeniden dilek tutmayı hatırlattığı, içimizdeki çocuğu uyandırdığı ve “belki olur” demeyi yeniden öğrettiği için… Bu uyanışa, bu doğaya sadece bir teşekkür yetmez.

​Akşam bir ateş yakılır; üzerinden atlanır üç kez… Kimi derdini bırakır o ateşte, kimi korkusunu. Aslında herkes aynı şeyi diler: Biraz huzur, biraz sağlık, biraz da gönül rahatlığı…

​“Nice Hıdırellezlere” derken sadece bir günü kutlamaz, bir umudu çoğaltırız. Hayallerle kalpte kapılar açılır ve o kapıdan içeri süzülür dualar…

​Dilekleriniz yolda, kalbiniz umutta kalsın. Nice güzel Hıdırellezlere!...🌷