Bazı şeyler var…

Gürültü yapmaz ama içten içe çürütür.

Bu günlerde yaşadığımız mesele tam olarak bu.

Aile dediğin kurumun içi boşalıyor…

Çocuk dediğin sevgiyle değil, ekranla büyüyor…

İnsan dediğin anlam aramıyor, sadece oyalanıyor…

Sonra dönüp şaşırıyoruz:

“Bu gençler niye böyle?”

Niye olacak?

Sen kökü kestin, dalların ayakta kalmasını bekliyorsun.

Dedelerimiz adam yetiştiriyordu…

Babalarımız o terbiyeyle bizi büyüttü…

Şimdi birileri çıkmış, “o eski”, “bu çağ dışı” diyerek her şeyi çöpe attı.

Yerine ne koydu?

İthal akıl…

Hazır reçete…

Ezberlenmiş modernlik…

Çok bilmiş eğitim uzmanları…

Batı’dan gördüğünü kutsayan müstemleke aydınları…

Bir de onlara şirin görünmeyi marifet sayan “bizimkiler”…

Sormak lazım:

Ortaya çıkan eserden memnun musunuz?

Ne kimlik kalmış…

Ne karakter…

Ne de bir duruş…

Ortada sadece savrulan bir nesil var.

Bak olanlara…

Bunları “bir anlık cinnet” diye anlatan kendini kandırır.

Bu bir sonuçtur.

Sevgi görmemiş…

Sınır bilmemiş…

Kimlik kazanmamış bir genç, öfkelendiğinde karşısındakini insan olarak görmez.

Mesele bu kadar net.

Bir de işin okul tarafı var…

Hatırlayın…

Zamanında bir anlayış çıktı:

“Öğrencime dokunma… veliyi üzme…”

Hatta iş öyle bir noktaya geldi ki:

“Öğrencimin saçını kesenin ben de saçını keserim.”

“Benim velimi üzeni ben de üzerim.”

O gün alkışlayanlar oldu.

Peki bugün?

Öğretmenin sözü geçmiyor.

İdarenin ağırlığı yok.

Disiplin desen hatıra gibi anlatılıyor.

Kıyafet serbestliği diye başladılar…

Serbestlik sınır tanımazlığa döndü.

Şimdi soruyorum:

Disiplini kaldırdın… yerine ne koydun?

Hiçbir şey.

O boşluğu da şiddet doldurdu.

Çünkü boşluk kalmaz.

Okul dediğin sadece ders anlatılan yer değildir.

Orası karakter yapılan yerdir.

Ama sen öğretmeni itibarsızlaştırırsan,

İdareyi etkisizleştirirsen,

Sınır koymayı “baskı” diye yaftalarsan…

Sonra da çıkıp “bu çocuklar niye böyle” diye soramazsın.

Cevap ortada.

Sevgisiz nesil…

Sınırsız nesil…

Bağımlı nesil…

Bundan başka ne çıkacaktı?

Bu iş kamera koyarak çözülmez.

Kapıya turnike takarak çözülmez.

Bu iş insan yetiştirerek çözülür.

Aileyi ayağa kaldırmadan,

Eğitimde otoriteyi yeniden kurmadan,

Kendi değerlerinden beslenen bir sistem inşa etmeden bu gidiş durmaz.

Bu bir olay değil.

Bu bir süreç.

Ve bu süreç böyle giderse…

Yarın daha ağırını konuşuruz.

Açık söyleyeyim:

Nesil gidiyor.

Geriye sadece kalabalık kalır…