Bizde siyaset bazen çözüm üretmekten çok mazeret üretme işine dönüyor. Özellikle CHP cephesinde yıllardır değişmeyen bir tablo var. Bahaneler hep aynı:

“Aslında biz kazandık…”

“Şartlar eşit değildi…”

“Medya onların elindeydi…”

“Devlet imkânları kullanıldı…”

Tamam…

Bir kısmı doğru olabilir.

Ama siyasette insanlar sonuç görmek ister. Siyaset bahane üretme işi değil, milletin karşısına çıkıp seçim kazanabilme işidir.

Ortada da inkâr edilemeyecek bir gerçek var:

CHP, 1977’den beri yapılan genel seçimlerin hiçbirinde tek başına iktidar olamadı. Yani 13 tane genel seçim yapıldı ve hepsini kaybetti. AK Parti döneminde yedi seçim kaybetti, sekizincisi de yolda gibi duruyor.

Şimdi doğal olarak soru şu:

“Bu kadar seçim kaybedildi ama hâlâ hiçbir şey değişmeyecek mi?”

Normalde uzun süre kaybeden bir yapı oturur düşünür. Nerede hata yaptığını, millete kendini neden anlatamadığını, niye karşılık bulamadığını sorgular.

CHP’de ise tam tersi oluyor sanırım. Her seçim sonrası suçlu aranıyor ama aynaya bakan pek olmuyor.

Üstelik başka bir gerçek daha var:

23 yıllık bir iktidarın mutlaka yıpranması gerekir. Ekonomi zorlanır, insanlar yorulur, tepki büyür. Böyle dönemlerde muhalefetin güçlenmesi beklenir. Ama buna rağmen seçim hâlâ kazanılamıyorsa, meseleyi sadece baskıyla, güçle ya da imkân farkıyla açıklamak da yetmez.

Aynı sonucu yedi kez alıyorsan dönüp kendine de bakacaksın kardeşim.

Bugün CHP içinde yaşanan butlan tartışmaları ve ortaya çıkan iki başlı görüntünün altında da biraz bu uzun başarısızlık süreci var sanırım. Çünkü uzun süre seçim kazanamayan yapılarda bir süre sonra sadece seçmenle değil, parti kendi içinde de güven sorunu başlıyor. Herkes birbirini suçluyor, herkes başka yöne çekiyor. Ortaya da dağınık ve kararsız bir görüntü çıkıyor.

İktidarın bugün sahip olduğu özgüvenin en büyük sebeplerinden biri belki de bu yedi seçim galibiyeti. Karşısında yaklaşık 50 yıldır genel seçim kazanamayan bir muhalefet görmek, iktidarın elini psikolojik olarak daha da güçlendiriyor.

Bu durum da vatandaşın bir kısmında ister istemez şu düşünceyi oluşturuyor:

“Demek ki bunlar alternatif olamıyor.”

Tabii CHP’nin başka bir açmazı daha var:

Halkı tam anlamadan, halkın değerlerini yeterince görmeden “halkçılık” yapmaya kalkması…

Öyle ya…

Halka rağmen halkçılık olur mu?

Tabii ki olmaz.

Olursa da ortaya böyle bir tablo çıkar sanırım.

Çünkü bu millet kendisine tepeden bakıldığını hemen hisseder. İnsanların inancına, yaşam tarzına, kültürüne mesafeli duran bir siyaset dili Anadolu’da kolay kolay karşılık bulmaz.

Sürekli halka ayar veren, milleti değiştirmeye çalışan bir siyaset diliyle iktidar olunmuyor.

Çünkü vatandaş şunu düşünüyor:

“Beni anlamayan adam gelip beni yönetmeye çalışıyor.”

CHP yıllardır “Cumhuriyeti kuran partiyiz” söylemini ön plana çıkarıyor. Elbette bunun tarihî bir karşılığı ve siyasi değeri var. Ancak siyaset sadece geçmiş başarıların hatırasıyla yürümüyor artık. Halk geçmiş hikâyelere değil, bugünün performansına bakıyor. Sabah kalkınca cebine bakıyor, pazara bakıyor, çocuğunun geleceğine bakıyor.

Ve en önemlisi şu:

İktidar olmak isteyen önce halkı ikna etmek zorunda.

Sürekli suçlayan, kızan, parmak sallayan bir dil insanları uzaklaştırıyor. Rövanş hissi veren siyaset toplumda korku oluşturuyor.

Bu millet kendisini azarlayanı değil, kendisini anlayanı yanında görmek istiyor.

İktidar olmak isteyen halka kızamaz.

Halka parmak sallayamaz.

Milleti küçümseyerek seçim kazanamaz.

Türkiye’de seçim sosyal medyadan kazanılmıyor sadece. Kahveye oturacaksın, pazara gideceksin, cenazeye gideceksin, düğüne gideceksin. İnsanların ne yaşadığını bileceksin.

Ama CHP içinde yıllardır değişmeyen bir anlayış da var. Halkı olduğu gibi anlamaya çalışmak yerine, halkı kendi düşüncesine göre şekillendirmeye çalışan bir siyaset dili kuruluyor.

O yüzden belli şehirlerde kalabalık toplamak başka şey, Anadolu’nun tamamında güven oluşturmak başka şey.

Bugün siyasette yaşanan sertliğin altında da biraz bu uzun başarısızlık psikolojisi var. Çünkü uzun süre seçim kazanamayan yapılar zamanla daha gergin, daha öfkeli ve daha sert bir dile kayabiliyor.

Ama demokraside son sözü yine sandık söyler.

Milletin terazisi bazen yavaş çalışır ama sonunda kararını net verir.

Bence artık CHP’nin “Neden kaybediyoruz?” sorusundan önce şu soruyu sorması gerekiyor:

“Neden hâlâ aynı siyaset dilinde ısrar ediyoruz?”