"Kibri daha iyi sorgulamaya, kendimiz üzerinde çalışmaya yüreklendiren her şiir, geniş anlamda savaş karşıtı şiirdir." UYGARLIĞIN ORTAK DİLİ: KALENİN SESİ ULUSLARARASI SÖYLEŞİ DİZİSİ 14


NURDURAN DUMAN Kalenin Sesi olarak, dünyanın farklı ülkelerinden şair, yazar ve başka alanlarda öne çıkan imzalarla yaptığımız söyleşi dizimizi, Hırvatistanlı şair ve yazar Lana Derkač ile sürdürüyoruz.

Şiir, düzyazı, oyun ve denemelerden oluşan on sekiz derleme ile bir roman yayımlayan şairin yapıtları yirmi dört dile çevrildi. Hırvatistan'da Zdravko Pucak, Duhovno Hrasce, Vinum et Poeta ve Tin Ujević şiir ödüllerine değer görülen Derkač Karadağ, Sırbistan, Hırvatistan ve Bosna Hersek bölgesinin en iyi şiir kitabına verilen Risto Ratkoviç Ödülü başta olmak üzere ulusal ve uluslararası çok sayıda yazın ödülünün sahibi. Struga Şiir Akşamları, Granada Uluslararası Şiir Festivali, Stockholm Uluslararası Şiir Festivali dahil pek çok yazın etkinliğine katıldı. Aralarında Nurduran Duman’ın da olduğu on bir Türk şairin de yer aldığı Güneydoğu Avrupa şiir antolojisi "Tel"in editörü.Hırvatistanlı Şair Lana Derkac

Metninizi oluştururken diliniz, kültürünüz, yaşadığınız yer ve çağınız sizin için nasıl bir kaynak?

Metinlerimin en çok içinde yaşadığım çağdan etkilendiğini düşünüyorum. Belirli bir yerde yaşayıp içinde büyüdüğüm kültüre ait olsam da kendimi tüm dünyanın yurttaşı gibi duyumsuyor ve farklı ulusların bireyleriyle sürekli iletişim kuruyorum. Elbette kimi düşünceleri kültürel çevremden ve topraklarımızda yaşanmış tarihten çekip çıkarıyor, Hırvat sanatından güzellikler devşiriyorum; ancak bu, öteki ulusların kalıtıyla bütünleşiyor ve tüm bunlar, belirli bir yere ya da dile ait olmanın ötesine geçen çok daha geniş bir deneyimle buluşuyor. Kentimin insanlarının zihniyetini bir şiire ya da öyküye katıyorsam, bir başkasına da bir İtalyan kasabasının veya bir Nikaragua alanının ruhunu katıyorum. Çok yolculuk ediyorum ve metinlerim başka insanların kalıtlarını, başka insanların söylencelerini de içeriyor. Beni duygusal olarak etkileyen her şeyi. İnsan kalıtının uçsuz bucaksız varsıllığı, hangi ülkeye ait olursa olsun beni gönençli kılıyor. Ancak gezegenimizde dolaştığım zaman dilimi gerçekten önemli bir rol oynuyor; çünkü her şeyin, geçmişte olanaklı olabileceğine bile inanmayacağımız şeylerin bile teknolojikleşmesi gerçeğiyle yüzleşmekten kaçamıyorum. Doğanın yitimini ve onun yerini alan yapaylıkların ortaya çıkışını görmezden gelemiyorum. Savaşlar ve doğal yıkımlar.

İlk esin ya da fikir kıvılcımından son noktaya yaratım sürecinizin omurgası nedir? Asla ödün vermediğiniz ilkeniz, yazma rutinleriniz var mı?

Çok fazla tasarlamıyorum. Deneyimin kendisi, yalnızca bir ayrıntıyı mı not etmem gerektiğini yoksa bir şiirin, öykünün ya da denemenin tüm metnini mi yazmam gerektiğini bana bildiriyor. Sıkı sıkıya bağlı kaldığım bir ilke yok. Bir keresinde bir öykü yazmayı tasarladığımı anımsıyorum. Ancak tümceleri bir araya getirirken, çağrışımlarımın yazınsal türü belirlediğinin, denetimi ele geçirip beni denemeye doğru sürüklediğinin ayırdına vardım. Direnerek ve inat ederek yalnızca metnin kendisine zarar verirdim, oysa bu beklenmedik çağrışımlara teslim olsaydım metin daha iyi ve özgün olabilirdi. Beni tam olarak nereye götüreceğinden emin olmadığım bu tür meydan okumaları sevdiğimi itiraf etmeliyim. Onlara her zaman açığım. Ancak gerçek şu ki daha kısa biçimlerde bu tür arayışlara boyun eğmek daha kolay. Metnimde sonuna dek ne olacağını hiçbir zaman bilemem. Kesin olan tek şey, yola çıktığım ayrıntıdır.

Zdravko Pucak Ödülü Lena DerkacBenim için yazmanın belirli bir yeri ya da zamanı yoktur. Esin geldiğinde yazarım. Çoğu zaman kusursuz koşullarda gelmez. Örneğin otobüste, kucağımda yalnızca bir kâğıt parçası varken beliriverir.

Ama metinlerimin özelliklerinden söz edecek olursam bu denli belirsiz konuşmam. İçsel olanla dışsal olanı, çoğu zaman da bağdaşmaz görüneni bir araya getiriyorum. Kişileştirme ve eğretilemelerden bol bol yararlanıyor, neredeyse her şeyi insanlaştırıyorum. Beni, her şeyi insana bağımlı kılan insan bakış açısı dışında hiçbir bakış açısına yer tanımamakla suçlayabilirler. Oysa bu yolla doğanın haklarına ve gereksinimlerine saygı duymayan, her şeyi kendine boyun eğdiren benmerkezci insan türünün zorbalığını göstermek istiyorum. Bu eylemler, yaratım sürecimin bir parçası sayılabilir.

Bugünün dünyasında şiirin işlevini nasıl görüyorsunuz; bir metnin etik sorumluluğu ve dönüştürücü gücü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Okurların giderek yalnızca içeriğin egemen olduğu yalın metinler aramasından ve şiirin gittikçe daha az okunmasından kaygı duyuyorum. Günlük gazeteler kültür sayfalarını yitiriyor, kalanlar ise şiirden neredeyse hiç söz etmiyor. Kimin en pahalı çantayı ya da ayakkabıyı aldığına dair dedikodular ve haberler için giderek daha fazla alan açılıyor.

Öte yandan ülkemde bu yüzyılın ilk on yılında ortaya çıkan gerçekçi şiirin daha geniş bir okur çevresi vardı, çünkü yorum çabası gerektiren biçem figürlerine başvurmadan doğrudan gerçeklik üzerine yazıyordu. Şiir de dahil olmak üzere sanat etik sorumluluk taşımalıdır. Yalnızca dışavurumun güzelliğine ya da çağrışım gücüne dayanmak yetmez. Ancak sorun şu. Nitelikli çağdaş şiiri okumak belirli bir eğitim, dünya yazınında daha önce yazılanlar hakkında ön bilgi gerektiriyor. Yoksa çağdaş dışavurum okura rastgele fırlatılmış bir şeymiş gibi görünebiliyor. Bir ileti iletebilmek ve okurun duygularına ulaşabilmek için okurun, eski okumalardan öteye geçen metinlere, onların şiir dışılığına (örneğin teknoloji ya da siyaset üzerine konuşuyorsa) ve sık sık başvurulan parçalanmışlığa alışık olması gerekiyor. Ama şiir okura ulaşırsa onun üzerinde büyük bir etki bırakabilir ve her gün karşılaştığı o daha pratik ve işlevsel güçlüklerle süregelen mücadelede onu haklı biçimde devindirip harekete geçirebilir.

Ama şiirin, her gün çeşitli zorlukların çemberinden kıvrılarak geçen yazarın kendisi üzerinde de dönüştürücü bir etkisi var. O çemberi ne denli güçlü biçimde itmeye çalışsa da çember oradadır. Ancak yazar, yazılı metin aracılığıyla içindeki hoşnutsuzluğu ve gerilimi alt eder. Zorluklardan bir kazanç sağlar ve -söz konusu olan artık elinde bulundurduğu tinsel birikim olsa da- birdenbire iyi bir ekonomiste dönüşür.

Şiir, özellikle günümüzde barış inşasına ve kültürlerarası anlayışa ne gibi katkılarda bulunabilir? Biz, şairler dünya barışı için ne yapabiliriz?Hırvat Şair Lana Derkac

Zorbalığın ve savaşın tüm dehşetinin görünür kılındığı bir şiir sunmak önemli. Bu tür dizeler okura gerçekten dokunursa onu eğitir. Okur bu dizeler aracılığıyla etkin bir biçimde düşünür. Ne var ki her savaş, büyüklük hezeyanının, kibrin ve erk tutkusunun en uç sonucu. Dolayısıyla biçimlendiren şey yalnızca savaş karşıtı şiir değil. Kibri daha iyi sorgulamaya, kendimiz üzerinde çalışmaya yüreklendiren her şiir, geniş anlamda savaş karşıtı şiirdir. Önce kendi içimizdeki barışı bulmalıyız, ancak ondan sonra bunu başkalarına aktarabiliriz. Ben şiire inanıyorum, bu yüzden de yakın zamanda Güneydoğu Avrupa'dan şiirlerin yer aldığı “Tel” (Wire) adlı seçkiyi derledim. Bu seçkide on bir Türk şair de yer alıyor. Amacım öteki şairlerin savaşlar ve baskılar hakkında ne düşündüğünü araştırmaktı ve bu kitabın savaşlara, toplama kamplarına, duvarlara, özgürsüzlüğe ve ayıran her şeye karşı on iki ülkeden yazarları birbirine bağlayan bir köprü olmasını istedim. İnsan türü olarak bizi birbirimizden ayıran şeylerden çok daha fazla ortak noktamız var. Oysa insan, bir şiddet eylemiyle, kendisine yardım etmek ve ilerleme getirmek için icat edilen her şeyi şeytanlaştırdı. Telin bir tanımı, onu iplik gibi inceltilmiş ya da dokunmuş bir metal olarak betimler. Bunu okuduktan sonra, her bir şiir hangi çağa tanıklık ederse etsin, bu ipliklerin bu kitabın şiirsel dokusuna örülmesini diledim. Auschwitz'ten sonra toplama kampları birbirini izledi. Yeryüzündeki yapılara bakıldığında, toplama kampları inşa edebilen tek türün aynı zamanda şiir yazabilen tek tür olması pek akla yatkın görünmüyor.

Metinleriniz başka dillere çevrilirken nelere öncelik veriyorsunuz? Çevirmenle bir ilişki kurup hedef dilin okurları ve kültürel bağlamıyla etkileşimde bulunuyor musunuz?

Olanaklar elverdiğince çevirmenlerle iş birliği yapmaya çalışıyorum. Özellikle de yapıtım, belirli bir ölçüde anladığım İngilizceye çevrildiğinde. Bir keresinde, şiirimin çevrildiği dilin anadil konuşanlarından biri bana şaşkınlıkla bakarak ne demek istediğimi sordu. Sonradan anlaşıldı ki nane anlamına gelmesi gereken sözcük, o bağlamda daha çok madeni para anlamında kullanılıyormuş. Böylece şiir tümüyle maddesel bir anlama bürünmüştü. Oysa nanenin çok lirik ve kuşatıcı bir atmosfer taşıması gerekiyordu! O an çevirinin önemini gerçekten kavradım. Öte yandan, harika bir sözcük seçimi sayesinde bir şiirin Hırvatçada o denli vurgulanmayan ek bir anlam kazandığı bir deneyimim de var. Çevirmenin çok soru sorması hoşuma gidiyor, çünkü o zaman yapıtıma olabildiğince yaklaşma niyetinde olduğuna inanıyorum.

Yurt dışında bir festivale gittiğimde, orada okuyacağım şiirlerin seçimine özen gösteriyorum. İzleyicinin anlayabileceği bir şeylere seslenmelerini sağlamaya çalışıyorum. Bu nednele farklı kültürel altyapılarımıza karşın ortak yanlarımıza ilişkin dizeler okuyorum.

Türk okurlara ne söylemek istersiniz?

Yazın varsıllaştırır, başkalarını anlamaya, onların konumları üzerine düşünmeye yöneltir. En güzel özdeyişler yazınsal yapıtlarda yazılır, bu nedenle yazın bilgeliği de özendirir. Başkalarının itiraflarını ve yakarışlarını okuyarak, düşünme ve uzlaşma yetisi gerektiren herhangi bir işi nasıl daha iyi yapabileceğimizi öğreniriz. Şiiri acınası duygu taşkınlıkları olarak yorumlamak yanlış. Her iyi yazınsal yapıt derinlikli bir düşünce barındırmalı. Onun benzersizliği, görünmeyenler de içinde olmak üzere, yıldız tozundan matematiğe değin tüm evrenin onun içine dokunmuş olmasında yatar. Okumak için bu yeterli değil mi?