Dede Korkut Hikâyeleri’nde Salur Kazan, yurdundan haber ararken karşılaştığı kurda seslenir:
“Kurdun yüzü mübarektir.”
Bu söz öylesine söylenmiş değildir. Kurt, Türk’ün millî hafızasında yalnızca bozkırda yaşayan bir hayvan değil; yol gösteren, bağımsız yaşayan ve boynuna tasma geçirtmeyen bir semboldür.
Bozkırda izler ilk bakışta birbirine benzeyebilir. Fakat dikkatli bakıldığında hangisinin kurda, hangisinin çakala ait olduğu anlaşılır.
Kurt, zor zamanda belli olur. Fırtına çıktığında ortadan kaybolmaz. Gideceği yolu başkalarının işaret etmesini beklemez. Önüne atılanla oyalanmaz, yönünü esen rüzgâra göre değiştirmez.
Çakalın huyu başkadır. O, kurt gibi görünmeye ve kurt gibi ses çıkarmaya çalışabilir. Fakat iş yürümeye gelince kendisini ele verir. Çünkü post benzetilebilir, ses taklit edilebilir ama yürüyüş saklanamaz.
Türk de bu yürüyüşü tanır.
Kimin zor günde öne çıktığını, kimin ortalık sakinleşince meydana indiğini bilir. Bugün söylemese bile hafızasına yazar. Vakti geldiğinde de o eski defteri açar.
Onun için söze fazla kapılmamak gerekir. Söylenene değil, yürünene bakmalı. Kim hangi yoldan gelmiş, nerede durmuş, hangi yol ayrımında hangi tarafa sapmış; asıl ölçü budur.
Dede Korkut’un asırlar öncesinden söylediği söz bugün de yerindedir:
Kurdun yüzü mübarektir.
Kurdu tanıyın, izini takip edin, onun yolundan ayrılmayın. Ama her uluyanı kurt, her post giyeni yol gösterici sanmayın.
Türk’ün millî hafızası kuvvetlidir.
Kurdu da tanır, çakalı da.
Yeter ki gördüğü izi unutmasın.