Bakın…
Mesele pasaport falan değil. Mesele dümdüz eşitlik meselesi.
Bugün yeşil pasaport diyorsun, yarın başka bir ayrıcalık çıkar.
Ama mantık aynı: “Kim daha ayrıcalıklı olacak?”
Devlet dediğin yer, kimseye torpil dağıtma makamı değildir.
Devlet, herkese aynı mesafede durmak zorundadır. Nokta.
Başta neydi bu işin amacı?
Memur görev yapacak, yurt dışına çıkacak, işi kolay olsun.
Tamam. Mantıklı. Kimsenin itirazı yok.
Ama sonra ne oldu?
İş görevden çıktı, döndü dolaştı statü meselesine geldi.
“Benim unvanım var, bana da ver.”
“Benim meslek grubu niye yok?”
“Onun varsa benim niye yok?”
E kardeşim, bu iş böyle giderse yarın herkes ister.
O zaman adı ayrıcalık olmaz, adı adaletsizlik olur.
Açık konuşalım:
Memur olmak ayrıcalık değildir.
Devlete hizmet ediyorsun diye diğer vatandaşın üstüne çıkamazsın.
Bu ülkede sabahın köründe tarlaya giden çiftçi de,
dükkân açan esnaf da,
fabrika kapısında mesai bekleyen işçi de,
bu devleti ayakta tutuyor.
Devlet sadece maaş verdiğinin değil, yükünü taşıyan herkesindir
Tam da burada soralım:
Egemenlik kayıtsız şartsız milletinse ve kanun önünde herkes eşitse, bu dağıtılan ayrıcalıklar neyin nesidir?
Kim kime göre üstün, kim hangi hakla öne geçiriliyor?
Devlet dediğin yer, bazılarına hızlandırılmış hat açıp diğerini bekleme salonuna mahkûm ediyorsa orada eşitlikten bahsedemezsin.
Ya bu sözlerin arkasında durursun ya da açık açık “eşit değiliz” dersin. Ortası yok bunun.
Peki soralım o zaman:
Vergi veriyoruz, askerlik yapıyoruz, kanunlara uyuyoruz… Daha ne yapalım? Eşit olmak için başka hangi şartı yerine getirmek gerekiyor?
Bu devletin yükünü birlikte taşıyorsak, külfette ortak olup nimette ayrışmak nasıl izah edilecek?
Eğer bazılarına fazladan kapı açılıyor, bazıları aynı kapının önünde bekletiliyorsa, burada adalet yok demektir. Eşitlik, lafla değil; uygulamayla olur. Ya herkes için geçerlidir ya da kimse için yoktur.
O yüzden ölçü çok net olmalı:
Yeşil pasaport varsa,
sadece görev için olacak.
Sadece görev süresince olacak.
Sadece o görevi yapan kişinin olacak.
Aileye yaymak yok.
Görev bitince cebinde taşımak yok.
“Unvanım var” diye ayrıcalık kapmak yok.
Yoksa ne olur biliyor musun?
Milletin kafasına şu girer:
“Devlete yakınsan işin kolay.”
“Unvanın varsa kapılar açılır.”
“Yoksa bekle sırada.”
İşte bu düşünce yayıldığı gün,
eşitlik kağıt üstünde kalır.
Cumhuriyet neyi reddetti?
Zümreyi reddetti.
İmtiyazı reddetti.
“Üst sınıf – alt sınıf” işini çöpe attı.
Şimdi biz kalkıp pasaport rengiyle yeni sınıf mı üreteceğiz?
Kusura bakma, o iş öyle değil.
Mesele pasaport değil.
Mesele şu:
Devlet vatandaşına eşit mi davranıyor,
yoksa sessiz sessiz ayrıcalık mı dağıtıyor?
Unvan bugün var, yarın yok.
Ama vatandaşlık kalıcı.
Devlet büyüklüğünü makamdan almaz.
Adaletten alır.