Bir varmış, bir yokmuş...

Batı Karadeniz’in dağlarının (#Kastamonu / #Azdavay) arasında, şirin bir köyünde öğretmenlik yapan genç bir kız varmış. Bu kızımız liseyi yeni bitirmiş ; evden ve ailesinden ilk kez ayrılmıştı. Biraz çocuksu biraz duygusal ve en zoru da sınıfın kapısını açınca büyümüş olmasıydı . Okulun lojmani evi olmuştu. Orada kalıyordu. Sabahın ilk ışıklarıyla kuş seslerinin birbirine karıştığı saatlerde uyanır, evinin penceresinden görünen dumanlı dağları, uçsuz bucaksız ormanları izler, doğanın mis gibi kokusunu içine çekermiş.

Gel zaman git zaman

Bu öğretmen o köyde yaşadığı günleri hiç unutamamış.

"Yıllar sonra, orada yaşamış olduğu bir günü anı olarak kaleme alıp birçok kişiyle paylaşmak istemiş."

O öğretmen kız şimdi anlatiyor;

Öğrencileriyle yerli malı konusunu işlendiği gün:

​"O yıllarda, köy okullarında bir ya da iki sınıf olurdu. O sınıfların içinde beş ayrı grup bir arada okurdu. Bir köşede heceleri yeni söken birinci sınıfların heyecanı, diğer tarafta matematik problemleri çözen beşinci sınıfların olgunluğu… Hepsi aynı çatı altında, aynı sobanın etrafında toplanıyordu."

​"Konumuz Yerli Malı Haftası’ydı ve o gün çocuklar ellerinde küçük paketlerle geldiler. Kiminin cebinde iki ceviz, kiminin avucunda bir elma, kiminin mendiline sarılmış haşlanmış bir yumurta… Bir de annelerin yaptığı pestiller, marmelatlar ve odun ateşinde pişmiş, köyün kokusunu taşıyan o mis gibi ekmekler vardı."

Masaların üzerindeki o görüntü, yerli malının özünü anlatmaya yeterliydi. Ekmeğin kokusu, doğallığın bereketi ve paylaşmanın sıcaklığı, yıllar geçmesine rağmen hafızamdan hiç mi hiç uzaklaşmadı.

​Daha sonra sınıfa her girişimde o ekmeklerin kokusu ile gösterilen emekleri hep hissettim.

Çocukların getirdiklerini sadece birer yiyecek değil, sevgiyle sunulmuş birer emek armağanı olarak gördüm. 'Yerli malı', tahtaya yazılan kuru cümleler değil; hayatın içinden gelen yaşamımızın göstergesiydi.

Hem yerli malı hem tutumluluk bir aradaydi.

ihtiyaçların her biri ayrı ayrı kiymetliydi.

​"Şimdiki gibi hiçbir şeye kolay kolay ulaşılamıyordu."

​"Bugün geriye dönüp baktığımda anlıyorum ki o cevizler, yumurtalar, elmalar sadece birer yerli malı değildi. Onlar; bir neslin samimiyeti, yokluk içinde büyüyen onurlu çocukların hatırası ve bir öğretmenin gönlünde hiç solmayan kır çiçekleriydi."

Masal burada bitmez… Çünkü o günlerin sıcaklığı, bugün kalemimden dökülen satırlarda hâlâ yaşamaya devam ediyor."

Şimdi o okulda,o köyde olmak vardı...