“Bu etik ve kültürel çöküşe bir tepki olarak yazıyorum, kültür etkinlikleri düzenliyorum.” UYGARLIĞIN ORTAK DİLİ: KALENİN SESİ ULUSLARARASI SÖYLEŞİ DİZİSİ 2



NURDURAN DUMAN Kalenin Sesi olarak, dünyanın farklı ülkelerinden şair, yazar ve başka alanlarda öne çıkan imzalarla yaptığımız söyleşi dizimizi İtalyan şair, yazar, müzisyen Claudio Pozzani ile sürdürüyoruz.

Şiirleri ondan fazla dile çevrilip yayınlanmış olan Pozzani, dünya çapında en önemli edebiyat ve şiir festivallerinde, şiire müzikle beden performansının da dahil olduğu sahne gösterileri sergilemekte. 1995'te kurduğu, İtalya'nın büyük, köklü şiir etkinliği olan Cenova Uluslararası Şiir Festivali "Parole spalancate"in yöneticiliğini sürdürmekte. Ayrıca, 30 Avrupa şiir festivaliyle birlikte "Versopolis" platformunun kurucularındandır.

Whatsapp Image 2025 08 29 At 12.28.08


Metninizi oluştururken diliniz, kültürünüz, yaşadığınız yer ve çağınız sizin için nasıl bir kaynak?

Tüm bu ögeler, hem şiir hem düzyazı, bütün yazınsal üretimime sızar. Ancak bunlar, yediğimiz bir besindeki vitamin, protein gibi içkin biçimde var olurlar, artık gözle görülmese de içimizde, her bir hücremizde yaşamayı sürdürürler.

Kentim Cenova, hayatımda yazdığım onca şiirden yalnızca birinde doğrudan belirgindir, iki romanımda ise hiç görünmez. Yine de onun denizi, keskinliği, abartı ile paradoks arasında salınan atmosferi ve gizemi, her bir dizeme, her bir tümceme işlemiştir.

Dilime ve kültürüme gelince, onların içinde keyifle devindiğim bir ana rahmi sıvısı olduğunu söyleyebilirim. Benimki gibi bir ülkenin, kendi kültürel ve sanatsal mirasını turistler için ucuz süs eşyalarına dönüştürmesini izlemek bana acı veriyor. Dil de giderek yoksullaşıyor, düzey gitgide düşüyor. İşte bu etik ve kültürel çöküşe bir tepki olarak yazıyor ve kültür etkinlikleri düzenliyorum.

Ve bugüne gelince: Bu benim çağım değil. Yıllar önce Güzelliğin, Etiğin, Kültürün, Sanatın ve Müziğin son parıltılarına tanıklık etme bahtına erişmiştim. Bugünün çağı bir can çekişme hırıltısı, hızıyla baş döndüren bir geri gidiş. Umudumu, yirmi yaşımızdayken bizim sahip olmadığımız araçlara ve olanaklara sahip yeni kuşaklara bağlıyorum: Bir devrim yapmak için hâlâ zamanları var, yeter ki gerçekten dünyayı değiştirmek istesinler, yalnızca iPhone’larını değil.

Whatsapp Image 2025 08 29 At 12.28.08 (1)

İlk esin ya da fikir kıvılcımından son noktaya yaratım sürecinizin omurgası nedir? Asla ödün vermediğiniz ilkeniz, yazma rutinleriniz var mı?

Şiir ile düzyazı arasında büyük bir ayrım vardır. Sık sık şiir/düzyazı ile fotoğraf/sinema arasında bir koşutluk kurarım. Her iki durumda da aynı ortam kullanılır (ilkinde yazı, ikincisinde imgeler), ancak yaklaşım taban tabana zıttır.

Roman yazarken disiplinli ve yöntemli olmak zorundayım: Her gün yazabilirim, belirli bir yapıyı izleyerek. Şiir ise anarşiktir: Masanıza oturup yeni bir şiir yazmaya karar veremezsiniz. Şiirsel yaratımdaki itki mutlak anlamda içgüdüseldir. Akılcılık ise sonradan, metni düzeltirken, inceltirken, sözcükleri ayıklayıp değiştirirken devreye girer.

Şiirlerimin ve roman düşüncelerimin çoğu yürürken doğmuştur. Belki de bu yüzden yazılarımda soluğumun, adımlarımın ve kalbimin ritmi duyumsanabilir.

Bugünün dünyasında şiirin işlevini nasıl görüyorsunuz, bir metnin etik sorumluluğu ve dönüştürücü gücü hakkında ne düşünüyorsunuz?

İnsanın elinde artık söz kalmadığında şiddet başlar. Şiir (ve genel olarak edebiyat) söz dağarcığımızı genişletir, böylece farklı yönlerden düşünme becerimizi, aynı şeye yeni ve beklenmedik açılardan bakma gücümüzü artırır. Tam da çağrışım gücü ve dili zenginleştirmesi nedeniyle, şiirin bir barış aracı olduğuna ve bugün her zamankinden daha gerekli olduğuna inanıyorum. Etik sorumluluk yalnızca şiire değil, her şeyden önce onu yazana aittir. Bana göre şair olmak dizeler yazmak değil, Edgar Morin'in de söylediği gibi, şiirsel yaşamaktır. Şiirlerine yalnızca sözleriyle değil, davranışlarıyla da güç vermesi gerekenler şairlerdir.

Şiir, özellikle günümüzde barış inşasına ve kültürlerarası anlayışa ne gibi katkılarda bulunabilir? Biz, şairler dünya barışı için ne yapabiliriz?

Şiir bir barış aracıdır, çünkü şiddeti ve barbarlığı dizginlemek için bize daha fazla sözcük, daha fazla fikir, daha fazla vizyon verir. Günümüz devlet başkanlarını, onların dar ufuklarını, sığ düşüncelerini ve zavallı, yoksul söz dağarcıklarını dinlediğimde, şiir okumaktan büyük yarar sağlayacaklarına ikna oluyorum. Şiir, tüm sanatlar gibi ne oradadır ne de burada: O, her şeyin üzerindedir. Ulusal değildir, yabancı değildir, katıksızca evrenseldir. Ben insanlığa güvenmem, baskıdan arınmış bireye güvenirim.

Metinleriniz başka dillere çevrilirken nelere öncelik veriyorsunuz? Çevirmenle bir ilişki kurup hedef dilin okurları ve kültürel bağlamıyla etkileşimde bulunuyor musunuz?

Şiir çevirisi benim için çok önemli, çünkü şiir etkinliklerimin büyük bölümü İtalya’dan çok dünya çapında gerçekleşiyor. Olanak buldukça çevirmenle doğrudan çalışmayı isterim. Ne var ki şiirler çoğu kez doğrudan değil, İngilizce gibi yaygın bir ara dilden yapılan bir çeviri üzerinden aktarılıyor, bu da iki aşamalı çeviri demek. Dilimden çok uzak, hiç bilmediğim dillere gelince, çevirmenin işine tümden güvenmek zorundayım. Kimi zaman ne kişiyi ne de dili tanıyorsanız, bir şiiri çevirmene emanet etmek, çocuğunuzu bakıcıya bırakmak gibidir: dünyanın en şefkatli, en özenli insanı da çıkabilir, bir seri katil de!

Türk okurlara ne söylemek istersiniz?

Türkiye'ye şiir etkinlikleri için her geldiğimde, dili anlamıyor olsam da kendimi evimdeymiş gibi huzurlu hissediyorum. Türk dinleyicisi, metinlerime ve performanslarıma değer verdiğini her zaman göstermiştir, bu, aramızda bizi birleştiren ortak bir bağ olduğunun kanıtı.

Bir gün Türk okurların şiirlerimi ve özellikle de son romanım "Bir Misantropun İtirafları"nı okuyabilmesini çok isterim, boşuna değil, bu roman şiir ve kültürle başlayan bir devrimden bahsediyor...