Son günlerde haberleri açan herkes aynı tabloyu görüyor: 13–18 yaş arası çocuklar… Kimi akran zorbalığının içinde, kimi sosyal medyada hedefte, kimi de üç beş kuruş için çetelerin elinde suça sürüklenmiş durumda. Daha çocuk yaşta sicil yapıyorlar, geleceği başlamadan bitiyor.
Bu çocukların çoğu kötü değil; boşta. Okulla bağı kopmuş, cebinde para yok, önünde yol yok. Oysa 15–16 yaşında bir genç bir atölyede emeğiyle para kazanmaya başladığında, ne torbacının yanına gider ne çetenin kapısına. Cebinde alın teri olanın suça ihtiyacı olmaz.
Mesleki eğitim bu yüzden sadece bir ekonomi başlığı değildir; aynı zamanda bir asayiş meselesidir, bir sosyal adalet meselesidir, bir de bu ülkenin gelecek güvenliği meselesidir.
Meslek lisesi var, usta yok… Bedelini çocuklar ödüyor.
İlk yazıda Türkiye’nin mesleki eğitim gerçeğini konuştuk. İkinci yazıda Çanakkale’nin üretim potansiyelini, sanayisini, küçük atölyelerini ve en temel sorununu ele aldık: usta yokluğunu.
Şimdi meseleyi biraz daha yakına alalım. Okulların kapısına kadar…
Çanakkale’de meslek liseleri var. Meslek yüksekokulları var. Bölümler var, atölyeler var, diplomalar var. Ama sanayiye gittiğinizde tablo değişmiyor: Usta aranıyor. Çırak bulunamıyor. Tezgâhın başı boş.
Demek ki bir yerde ciddi bir kopukluk var.
Okul var, piyasa var… bağ yok.
Bugün meslek liselerinin büyük kısmı iyi niyetle ayakta duruyor. Öğretmenler çabalıyor, öğrenciler bir şeyler öğrenmeye çalışıyor. Ama eğitim ile gerçek hayat arasında kalın bir duvar var. Stajlar çoğu zaman göstermelik. Öğrenci makinenin başına geçmeden mezun oluyor. Atölyede başka bir düzen, sanayide bambaşka bir gerçeklik var.
Sonra ne oluyor?
Genç mezun oluyor…
İşveren “tecrübe” arıyor…
Genç “iş” arıyor…
İki taraf da haklı. Ama sistem çalışmıyor.
Diploma var, meslek yok
Acı ama gerçek şu: Bugün birçok genç elinde diplomayla dolaşıyor ama tornayı kullanamıyor. Kaynağı kitapta görmüş, sahada yapmamış. Elektrik tesisatını şemada biliyor ama duvara dokunmamış.
Sonra da şu cümleyi duyuyor:
“Biz sana işi sıfırdan öğretemeyiz.”
Ve bir genç daha mesleğe küstürülüyor.
Bir usta daha yalnız kalıyor.
Bir dükkân daha geleceksizleşiyor.
Avrupa bu işi nasıl çözüyor?
Bu sorun sadece bizim meselemiz değil. Almanya’da öğrenci haftanın yarısını okulda, yarısını işletmede geçiriyor. İsviçre’de meslek sahibi olmak ayıp değil, gurur. Hollanda’da okul kontenjanını sanayinin ihtiyacı belirliyor.
Yani diploma piyasaya göre veriliyor, vitrine göre değil.
Çanakkale’de ne yapılabilir?
Yapılacaklar aslında çok zor değil. Ama irade ister.
Meslek liseleri OSB’lerle ve küçük sanayi siteleriyle eşleştirilmeli. Küçük sanayi sitesi yönetimleri ve meslek odaları bu sürecin dışında kalmamalı; okullarla, işletmelerle ve yerel yönetimlerle aynı masada, aynı planın parçası olmalı.
Staj gerçekten staj olmalı, çay servisi değil.
Öğrenci daha okuldayken hangi atölyeye gideceğini bilmeli. Ustalara çırak yetiştirmeleri için somut destek verilmeli. Ailelere meslek eğitiminin “ikinci sınıf” olmadığı anlatılmalı.
Ve şunu da unutmayalım:
Çanakkale dev bir sanayi kenti değil. Sanayisi yeni yeni büyüyen, ölçeği hâlâ yönetilebilir bir şehir. Bu bir dezavantaj değil, tam tersine avantajdır.
Okul belli, sanayi sitesi belli, ustası belli, odası belli, belediyesi belli.
El birliğiyle hareket edilirse, doğru bir model burada kurulabilir. Hatta doğru yapılırsa Çanakkale Türkiye’ye örnek bile olabilir.
Mesele imkân meselesi değil.
Mesele niyet ve sorumluluk meselesi.
Ama burada durmayalım. Bir kopukluk da evlerde var.
Bugün hâlâ birçok aile çocuğuna şunu söylüyor:
“Meslek lisesine gidersen yazık olur.”
Sonra üniversite bitiyor, diploma var… iş yok.
Kimse tornacının, kaynak ustasının, elektrikçinin ay sonunda ne kazandığını konuşmuyor. Kimse mesleğin bir “altın bilezik” olduğunu anlatmıyor.
O yüzden bu şehirde meslek eğitimi sadece müfredatla düzelmez. Aileye ulaşmadan düzelmez.
Gazetede, televizyonda, sosyal medyada, durakta, sokakta…
Meslek lisesini anlatan, ustalığı özendiren, gerçek hayatlardan örneklerle yapılan spotlar, kamu ilanları, kampanyalar görmek zorundayız.
Çünkü algı değişmeden sistem değişmez.
Aile ikna olmadan çocuk cesaret etmez.
Çocuk cesaret etmeden usta yetişmez.
Bu bir eğitim meselesi değil, gelecek meselesi
Bu zincir kopuk kalırsa fabrikalar çalışır, ustalar başka şehirlerden değil, yurt dışından gelir. Nitekim bugün bazı şirketler çalışacak eleman bulamadığı için şimdiden yurt dışından işçi getirmeye başladı.
Bizim gençlerimiz ise ya işsiz kalır ya da başka şehirlerin yolunu tutar.
Bu, Çanakkale’nin kaderi olmamalı.
Meslek lisesi tabelada kalmamalı, tezgâhın başına yansımalı.
Aksi halde diplomanın olduğu, ustanın olmadığı bir şehir oluruz.
Ve bu, kaybedilmiş bir gelecek demektir.