Bugün mağazamın önünden geçerken uğrayan, çalışkan ve üretken çikolata ustası arkadaşımla şöyle bir esnaf sohbeti yapalım istedik.
Güne bir fincan kahve eşliğinde keyifle başlamanın kritiğini yaparken bir yandan da kahvelerimizi yudumluyorduk.
Biz iki üretken kadın, çalışmayı prensip edinmiş iki anne, sohbeti usul usul derinleştirdik.
Önce gençliğimizi konuştuk… Sonra evlatlarımızı… Derken söz, farkına bile varmadan toplumun bugününe ve yarınına geldi.
"Hâliyle kaygılanıyoruz," dedik.
Çünkü artık sadece kendi ömrümüzü düşünmüyoruz. Çocuklarımızın ve torunlarımızın nasıl bir toplumda yaşayacağını, hangi olaylara tanıklık edeceğini, hangi değerlerle büyüyeceğini kaygıyla tefekkür ediyoruz.
Teknoloji gelişiyor, şehirler büyüyor, hayat kolaylaşıyor gibi görünüyor. Peki, insanın iç dünyası da aynı hızla zenginleşip aynı ölçüde ferahlıyor mu?
Ulaşılabilirliğin kolaylaştığı bu dünyada, asıl kaybettiğimiz değerlere bir göz atalım dedik...
Görüyoruz ki kaybettiğimiz en büyük değerlerden biri diğerkârlık oldu.
Diğerkârlık; karşılık beklemeden iyilik yapabilmektir. "Ben rahat edeyim" demeden önce, "Acaba bir başkasına nasıl faydam dokunur, bir başkasına nasıl zarar vermem?" diye düşünebilmektir.
Niyetin her zaman dürüst olmasından, dürüstlük uğruna kaybetmeyi göze alabilmenin yüceliğinden bahsettik. Zaman hızla ilerlerken bir insanın yükünü hafifletebilmenin, insanı insana yurt kılabilmenin erdemini paylaştık.
Bugün çocuklarımız dijital çağın birer üyesi olmuş durumdalar. Böyle bir çağda o kadim değerleri korumaya çalışmak... Belki de geleceği değiştirecek en büyük adımlar, tam da bu küçük ama samimi çabalar olacaktır.
Kahve fincanlarımız çoktan boşalmıştı ama sohbetimiz hâlâ dopdoluydu.
O an bir kez daha düşündüm: Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras; güzel bir karakter, sağlam bir vicdan ve derin bir diğerkârlık duygusudur.
Çünkü yarınlarımızı kurtaracak olan şey; zeki insanların vicdanlarıyla dengede kalarak yol alabilmesidir.
nacizhane duygularım
Güzellikler güzellikleri davet etsin...