Bir zamanlar insanların şeker tüketimi sadece meyvelerin olgunlaştığı mevsimlerle sınırlıydı. Bugün ise yılın her günü şeker tüketiyoruz. Son 20 yıldır aşırı basit şeker tüketiminin kronik hastalık riskini arttırdığı ispatlanmıştır. Bu da insanları basit şekerlerin yerini dolduracak alternatiflere yöneltmiştir.
Pek çok kişi, şeker tüketimini azaltmak amacıyla diyet içeceklerini ve tatlandırıcıları kullanmayı tercih ediyor. Peki, tatlandırıcılar düşünüldüğü kadar masum mu?
Yapay tatlandırıcılar laboratuvarda sentetik olarak üretilen yüksek oranda işlenmiş şekerlerdir. Bu tatlandırıcılar ve lezzet arttırıcılar, asesülfam potasyum, sukraloz, aspartam ve sodyum benzonat gibi çeşitli katkı ögeleridir. Aspartam (E 951) yapay tatlandırıcılar içinde en yaygın kullanılan gıda katkı maddelerinden biridir.
İlk kez 1965 yılında keşfedilen aspartam ilk onayını 1981 yılında sadece kuru besinlerde kullanılmak üzere FDA tarafından almıştır. 1996 yılında ise tüm besinlerde gıda katkı maddesi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde de özellikle şeker ilavesiz besinler olmak üzere birçok paketli gıdada kullanılmaktadır. 1 gramı 4 kaloridir ve sakkorazdan 200 kat daha tatlıdır. Yani çok az miktarı besini tatlandırmak için yeterlidir.
Çeşitli rehberler kullanımında sakınca görmese de yapılan çalışmalara göre aspartam zararlı etkisini vücutta parçalandığı metabolitler aracılığıyla yapmaktadır. Bu metabolitlerin kandaki seviyelerinin artması beyin bariyerini geçmesine neden olmaktadır. Beyinde oksidatif stresi arttırarak nöral hücrelerde hasara ve hormonal dengesizliğe neden olabilmektedir. Oksidatif stresin artması sadece beyinde değil tüm doku ve organlarda bozulmalara yol açmaktadır. Bu da vücudumuzu daha savunmasız hale getirmektedir.
Vücuttaki metabolitlerin temizlendiği karaciğerde de hem artmış oksidatif stresten hem de aspartam sonucu oluşan metabolitlerden kaynaklı yük artmaktadır. Zamanla karaciğer yorgunluğu sonucu birtakım bozulmalar olabilmektedir. Tüketilen her şeyden etkilenen bağırsak mikrobiyotası elbette aspartam tüketiminden de etkilenmektedir. Aspartam bakterilerin büyümesini engellemektedir. Zararlı bakterilerin varlığında bu durum olumlu gibi gözükse de bağırsaktaki yararlı bakterilerin de büyümesini engellemesi olumsuz sonuçlarından biridir.
Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) kanser ajansı, gazlı diyet içecekler ve sayısız diğer gıdada tatlandırıcı olarak kullanılan aspartamı "olası" bir kanser nedeni olarak kabul ediyor.
Aspartam, 300'den fazla "olası" kanser yapıcı maddenin bulunduğu bir kategoriye katılıyor. IARC'nin "muhtemelen insanlar için kanserojen" ve "insanlar için kanserojen" olmak üzere iki daha ciddi sınıflandırması var. Hem tütün içmek hem de işlenmiş et yemek "insanlar için kanserojen" olarak listelenirken Asetaldehit (alkollü içecek tüketiminden kaynaklanan) ise "insanlar için muhtemelen kanserojen" olarak listeleniyor.
Bir ürün alırken ambalajında size verilmek istenen mesaj dışında, ürünün içeriğinin peşine düşmenizde fayda var. Ne tüketirseniz tüketin mutlaka takipçisi olun. Sağlıklı günler dilerim.