Hani bazen evde tam bir sessizlik olur da duvardaki saatin o ana kadar hiç fark etmediğiniz sesi odayı doldurur ya…
Tık tak… Tık tak…
O ses bir anda büyür, çoğalır, düşüncelerin arasına sızar. İşte ömür dediğimiz o uzun yolculuk da tam olarak böyle bir hızla geçer gider.
Tık tak… Tık tak…
Bir koşuşturma maratonunda; tik tak, tik tak…
“Çocuklar büyüsün,” der bekleriz…
“Meslek sahibi olsunlar,” der bekleriz…
“Hayatlarını kendi istekleri doğrultusunda kursunlar,” der bekleriz…
“Güzelliklerle yaşayın,” der, yine bekleriz.
konforlu yaşamları olsun ister dualarla destekler, bizden çok onlar için bekleriz de bekleriz. Çünkü
hedefi kendisi olmayan bir nesiliz;
biz hep bekleriz.
Sakin bir hayat, dingin sohbetler; yaşanmışlıkları anlatıp dinlenmeyi bekleriz.
Bahçelerde gül biter,
Bülbül dalında öter.
Göz yumup açana dek,
Bakmışsın ömür biter.
Bekledim, zaman geçti; Gönlüm sabra alıştı. Beklerken gelsin sıra,
Yarı ömrüm geride kaldı.
Tık tak… Tık tak…
Salisenin peşinden koştururken; tik tak, tik tak… Belki de yol uzadıkça bu ses daha belirginleşir oldu.
Oysa biliyoruz; hayatın akışında beklemek yok. Akıp giden bir düzen ve geriye kalan; fark edilen anlar, o saatin duyulan tık tak sesi ve hayatın hızı…
Gelin, bu sesi kalbimize misafir edelim.
Bir stres kaynağı değil, bir şükür melodisi gibi dinleyelim.
Sağlık yerindeyken, sevdiklerimizin sesi kulağımızdayken, henüz vakit varken huzuru seçelim. Çünkü hayat, ertelenemeyecek kadar kısa...
Dudu teyzemin dediği gibi:
"Ömür, bir kağnı arabasının geçerken gördüğün gölgesi kadar kısa."
Yeni yıl huzur ve
okuyanın ruhuna, kalbine iyi gelen bir yıl olsun.
Hoş gel yeni yıl! Güzelliklerle gel emi...