Ülkemizde 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü, bir zamanlar gazeteciliğin onurlandırıldığı, emeğin kutsandığı, daha renkli ve özel bir gündü. Ancak bugün, bu anlamlı gün ne yazık ki gazetecilerin ağır çalışma koşullarını ve hak kayıplarını tartıştığımız bir güne dönüştü. Çoğu meslektaşımın bezgin, bıkkın, ruhsuz halde çalıştığını ve her geçen gün meslek mensubu sayısında ciddi bir azalma yaşandığını görüyorum.

Sadece gazetecilik mesleği değil, gözlemlerime göre hemen her meslek grubu benzer bir tükenmişlik sendromuyla karşı karşıya. Çalışanların yüzlerinde, ruhlarında bir yorgunluk, bir umutsuzluk göze çarpıyor.

Başka sektörler farklı mı sanki?

Önceki gün oğlum ateşlendi. Gece Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Araştırma Hastanesine götürdüm. Acil Servis’te hasta sırasını belli eden o ışık bir türlü bize yanmadı. Uzun süre bekledikten sonra nihayet doktorun odasına girdiğimde sistemin bozuk olduğunu, ilaç yazamayacağını, istersek bekleyebileceğimizi söyledi. Çocuk zangır zangır titrerken, aldım oradan devlet hastanesine gittim. Orası da doluydu; ateşi olan, karın ağrısı çekenler gelmişti.

Doktor “salgın var” dedi ve oğluma bir iğne yaptı. Ancak yüzündeki ifadesi içimi burktu. Belli ki tek çalışıyordu, son derece yorgun, bitkin, umutsuz görünüyordu, gözlerindeki ışık sönmüştü. Sanki onun tedavi olmaya, onun istirahate ihtiyacı var gibiydi…

Bu tablo sadece sağlık çalışanları için geçerli değil; gazeteciler de benzer bir durum içinde. Bıkkın, umutsuz, şartların değişmeyeceğinden eminler… Ülkedeki genel durum bence mesleklerdeki kaliteyi kaçınılmaz olarak etkiliyor.

Sonuçta işi yapan da insan işte hissi var, kalbi var, döndürmeye çalıştığı bir hayatı var…Varoğlu var…

Kime sorsam aynı…

Bir yakınım öğretmen; o da iş yükünden, yoğunluktan bezmiş durumda. “Akşam olunca yorgunluktan ölüyorum” diyor…

Öğretmenler, sağlık çalışanları, gazeteciler… Toplumun her kesiminde bir yorgunluk, bir bezginlik hâkim. Görünen o ki, hepimizin bir silkelenmeye, yeniden motive olmaya, hayata tutunmaya ihtiyacı var.

Yeni mezunlar desen hepten uçmuş, üniversiteye gitmeyi filan düşünmüyorlar, “Ne gerek var 4 sene okumaya, hem okusam da atanamam ki, zaman kaybı, ülkede okuyan da okumayan da, tecrübelisi de yeni mezunu da aynı parayı alıyor zaten” diyorlar…

İnsanlar günü kurtarmak derdinde, uzun vadeli planlama yapan yok…

Toplum olarak bir enerjiye, mantığa, morale ihtiyacımız var. Sorunların çözümü için ortak akıl, iş birliği ve dayanışma şart, tüm mesleklerde kaliteyi artıracak reformların yapılması gerekiyor.

Eski 10 Ocak’ları özlüyoruz, evet. Ama sadece o eski coşkulu günleri değil; her meslek grubu için daha umutlu, daha adil, daha kaliteli bir geleceği de özlüyoruz.