Güzellik, gerçeği örten bir perde mi yoksa ona açılan bir pencere mi? Edward Burtynsky endüstriyel yıkımı büyüleyici bir tabloya dönüştürerek neyi amaçlıyor?

Bir manzaranın kusursuzluğunu izlemek için ne kadar yükseğe çıkmak, kusurlarını görmek için ne kadar yaklaşmak gerekir? Kanadalı fotoğraf sanatçısı Edward Burtynsky’nin, Borusan Contemporary imzasıyla Perili Köşk’te 20 Eylül 2025 – 16 Ağustos 2026 tarihleri arasında yer alan “Dönüşen Yeryüzü” başlıklı seçkisi bu soruyu doğrudan izleyicinin hem estetik anlayışına hem etik duruşuna yöneltiyor.

I M G 20251016 W A0004

Burtynsky’nin kimini drone ile, kimini helikopter uçuşlarından çektiği fotoğraflarıyla sağladığı yukarıdan bakışla toprağın çatlakları soyut bir desene hatta zaman zaman geometriye, endüstriyel atıklar ise bir renk skalasına dönüşüyor, aşağılarda tüm olup biten ise son derece çekici bir tabloya. Ancak bu estetik büyünün altında, dünya gezegeniyle kurduğumuz sorunlu ilişkiye ilişkin sert bir hesaplaşma yatıyor. Kırk yılı aşkın bir yaratım sürecinin yansıması olan sergi, Burtynsky’nin izleyiciyi estetik ile etiğin, hayranlık ile korkuyla karışık suçluluk duygusunun çakıştığı, hatta çatıştığı tekinsiz bir eşikte durmaya çağırdığı bir tanıklık alanı kuruyor.

Perili Köşk’ün katlarına yayılan serginin açılışını ikinci kattaki, Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’nun özel siparişi olan Türkiye odaklı erozyon bölümü yapıyor. Küratör Marcus Schubert’in yorumuyla bu bölüm, erozyon kavramını yalnızca fiziksel bir aşınma değil, zihinsel bir dağılma, sosyolojik bir aşınma olarak da ele alıyor. Toprak yitimiyle birlikte kültürel belleğin parçalanmasını işaret eden bu yaklaşım, Burtynsky’nin 2022 baharında İç Anadolu ve Akdeniz bölgelerinde yaptığı üç bin kilometrelik yolculukla hayata geçiyor. Tuz Gölü’nün çekilen sularının bıraktığı izler, Nallıhan’ın derinleşen yarıkları, sanatçının deyimiyle bir açığa çıkarma eylemine dönüşerek hem belgeleyiş hem de sezdiriş işlevi görüyor. Bu fotoğraflar, insanın doğaya hükmetme çabasının, doğadan fayda sağlama ereğinin doğurduğu gerilimi, soyut ve çarpan bir dille kayda geçiriyor.

I M G 20251016 W A0015

Bu kusursuz karelerin arkasında ise son derece hassas bir teknik süreç ve emek yatıyor. Sanatçının "helikopter sanki bedenimin uzantısıydı" dediği çalışma sürecinde, birlikte çalıştığı pilotun becerisi, fotoğraf için en doğru konumu bulmak üzere yapılan uçuşlar ve ölçümler, gerçek zamanlı kompozisyon kurgusuyla buluşuyor. Erken dönemlerde büyük format analog makineyle yakaladığı ayrıntı zenginliğini günümüzde en gelişmiş dijital sistemlerle sürdüren Burtynsky, birden fazla kareyi birleştirerek oluşturduğu panoramik baskılarla izleyiciyi hem manzaranın geneline hem de en küçük ayrıntısına hâkim kılıyor. Bu teknik yetkinlik, estetik yüzeyin ardındaki sarsıcı gerçeği daha da görünür kılmak için araçsallaştırılıyor.

I M G 20251016 W A0017

Perili Köşk’ün katlarını çıktıkça, küresel bir yıkım döngüsünü adım adım ortaya koyuyor Burtynsky. Su ve tuz için kazılmış Hindistan’daki basamaklı kuyulardan Teksas’taki dairesel sulama sistemlerine uzanan yapılar, yaşamsal kaynakların nasıl yönetildiğini ya da tüketildiğini sorguluyor. Şili’deki lityum madenleri modern teknolojinin, Afrika’daki elmas ve safir madenleri ise lüks tüketim için ödediğimiz çevresel ve toplumsal bedelleri ifşa ediyor. Taş ocakları ise Burtynsky’nin tersine dönmüş gökdelenler olarak tanımladığı, yer altını oyarak kurulmuş devasa mimarilerle karşılaştırmalı bir okuma sunuyor. Rusya’daki Berezniki potas madeninin iki yüz milyon yıllık dehlizleri ise, endüstriyel tarımın görünmeyen yüzünü, özel aydınlatma teknikleriyle neredeyse ruhani bir mekâna dönüştürüyor. İnsan eli değmemiş sayılabilecek doğa bölümünü de içeren sergi, yedinci kattaki petrol rafinerileri ile tamamlanıyor. Fosil yakıt altyapısı, dönüştürülen yeryüzünün hem arka planı hem tetikleyicisi olarak serginin başındaki erozyonla örtüşen bir sona doğru. “Erozyon”, “Su ve Tuz”, “Afrika Çalışmaları”, “Doğa”, “Taş Ocakları”, “Berezniki Madeni” ve “Petrol” tematik başlıklarla çevrimsel bir işleyiş. Kuyruğunu yiyen yılan Uroboros gibi.

I M G 20251016 W A0019-1

Burtynsky’nin “endüstriyel yücelik” olarak tanımladığı kavram, serginin en düşündürücü katmanını oluşturuyor. Sanat tarihinde doğanın görkemi karşısında duyulan hayranlık ve korkuyu ifade eden yücelik duygusu, bu kez endüstriyel yıkıma uyarlanıyor. Maden atıklarının oluşturduğu renk cümbüşü, ilk bakışta izleyicinin etik bir duruşa geçmesini zorlaştırıyor. Ancak eserlerin dev boyutları ve güçlü ayrıntı zenginliği, izleyiciyi bu güzel mi güzel yüzeyin altına geçip bakmaya, yaralı toprakların dokusunu, zehirli havuzların kimyasını görmeye olanak veriyor, belki de daha doğrusu mecbur bırakıyor.

Böylece önümüzde kaçınılmaz bir soru beliriyor: Estetik bu denli kusursuz işlendiğinde, etiğe ne olur? Yıkımın, güzelliği çok güzel giyinmesi, karşısında keskinleşmesi gereken eleştirel düşünceyi pasif bir kabule geçirebilir mi? Burtynsky, tarafını belli etse de, yanıtı izleyiciye bırakmakta yine de.

I M G 20251016 W A0040

Burtynsky’nin fotoğrafları “Nasıl bakıyoruz?” sorusunu yalnızca sanata değil, yaşama da yöneltiyor ve görme biçimlerimize. Bu kareler, bakışın aktöresini sınayan aynalar. Göz gördüğünün estetik bütünlüğüne hazla teslim olmak isterken, akıl o bütünlüğün göze çarpan parçalarını rahatsızlıkla sorgulamaya soyunuyor. Seçim, izleyicinin sergiden çıkarken yanında ne taşıdığıyla ilgili, bakışımızın niteliği, yeryüzünün geleceğini belirleyecek asıl topografyayı oluşturuyor çünkü. Yalnızca seyrediyorsak, bu manzaraların bir parçasıyız. Ama bakışımız bir karara geçebiliyorsa, o zaman güzellik, gerçeği örten bir perde değil gerçeğe açılan pencere.

Serginin, bir sanayi kuruluşunun merkezinde, Perili Köşk’te yer alması da sorunsala paradoksal bir boyut ekliyor. Endüstrinin sonuçlarını böylesine çarpıcı biçimde eleştirmesi, kurumsal sorumluluk, şeffaflık, üretimin gerekliliği ve sanatın eleştirel gücü üzerine çok katmanlı bir tartışma alanı yaratmakta.

I M G 20251016 W A0033

Borusan Contemporary, bu kritik ve işaret edilmesi çok önemli diyaloğu derinleştirmek üzere çok katmanlı bir program tasarlamış. Sanatçının görsel tanıklığını farklı disiplinlerle buluşturacak bu programda, Yuvam Dünya Derneği iş birliğiyle ekoloji, sürdürülebilirlik ve iklim krizine ilişkin açıkoturumlar ve söyleşiler düzenlenecek. Böylece serginin Perili Köşk duvarları arasındaki Boğaz sularının esintisinde başlattığı sorgulayış, kamusal alanda güncel ve somut tartışmalarla gelişecek. Bu entelektüel yoğunluğu kalıcı bir bellek alanına dönüştürme görevini ise kapsamlı bir yayın üstleniyor. Borusan Contemporary Direktörü Dr. Kumru Eren’in sanat kuramı odağındaki incelemesi, küratör Marcus Schubert’in sanat tarihsel bağlamdaki metninin yer aldığı ve başka yazarların katkılarıyla zenginleşen sergi kitabı, Kasım ayında yayımlanacak.

I M G 20251016 W A0001

Borusan Kocabıyık Vakfı’ın kültür, sanat, eğitim alanında doğrudan ürettiği ve/veya desteklediği her çalışmada gösterdiği özen, hedeflediği nitelik ve benimsediği yapıcılık birleşince, çıtası sürekli yükselen bir katkı oluşuyor. Önümüzdeki yıllarda da bireysel ve toplumsal evrenimize ne tür diyaloglar ve iyileştirici öneriler sunacağı ise merakla izlenmeyi hak ediyor.

Sanata evet.