Bu meseleyi uzaktan izleyenlerden değilim. İçinde olduğum, sorumluluğunu taşıdığım bir işten söz ediyorum.

2021 yılında, Avrupa Birliği’nin Erasmus+ programı desteğiyle başlayan bir projede yürütücü olarak yer aldım. Meselemiz şuydu: Toprağın neden her yıl biraz daha yorulduğunu, suyun neden yetmemeye başladığını, tarımın neden giderek daha pahalı ve daha kırılgan bir işe dönüştüğünü anlamak.

Kâğıt üzerinde bir çevre projesi gibi duruyordu belki. Ama sahaya indiğimizde gördük ki konu çevreden çok daha fazlasıydı. Doğrudan üretimdi, çiftçiydi, suydu, maliyetti… Yani memleketin ta kendisiydi.

Bu süreçte Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi koordinasyonu üstlendi. Ezine Gıda İhtisas OSB sahada işin merkezinde yer aldı. Çanakkale Teknopark teknoloji tarafında katkı sundu. Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi tarımsal uygulamalar ve eğitim boyutunda sürece dahil oldu.

İş Türkiye sınırlarında da kalmadı. İspanya’da Cartagena Teknik Üniversitesi ile çalıştık. Litvanya’da döngüsel ekonomi üzerine uzmanlaşmış “Žiedinė ekonomika” kuruluşuyla aynı masaya oturduk.

Orada şunu net gördüm:

Biz toprağa başka, onlar başka gözle bakıyor.

İspanya’da organik atık, sistemin dışına atılan bir yük değil; üretimin ilk halkası olarak görülüyordu.Çünkü güney kıyılarındaki yarıkurak iklim ve su sıkıntısı yaratırken, kireçli-tuzlu topraklar da organik maddeye ihtiyaç duyuyordu.

Litvanya’da en küçük çiftçi bile kompostun ne işe yaradığını biliyor, toprağına ne verdiğinin hesabını yapıyor, suyunu ona göre kullanıyordu.

Ne büyük laflar ediliyordu,

Ne süslü sloganlar,

Sadece şu sorunun cevabı aranıyordu:

“Bu toprak nasıl uzun yıllar verimli kalır?”

Biz ise yıllarca toprağı sadece ekip biçilecek bir zemin sandık.

Altına beton döktük, üstüne kimyasal serptik.

Suyunu da bol bol verdik mi iş tamam dedik.

Sonra toprak yoruldu.

Ürün azaldı.

Su yetmemeye başladı.

Maliyet arttı.

Ve biz hâlâ çözümü ya daha fazla gübrede ya da yeni barajlarda aradık.

Oysa mesele başka bir yerdeydi.

Atıklarda.

Kompost dediğimiz şey; pazardan çıkan kabuk, pazar yerinde yerde kalan sebze ve meyve atıkları,

tarlada kalan sap, evde çöpe giden artık… Yani yıllardır elimizin tersiyle ittiğimiz ne varsa hepsi.

Avrupa’da gördüğümüz şuydu:

Bunlar çöp değil, toprağın hammaddesi.

Toprağın organik maddesi yükseldikçe, toprak suyu daha iyi tutuyor. toprak daha iyi havalanıyor, erozyona karşı daha dirençli hale geliyor. Daha geç kuruyor. Kök daha derine iniyor. Aynı ürün, daha az suyla yetişiyor.

Bu ne demek?

Daha az sulama.

Daha az kimyasal gübre.

Daha düşük maliyet.

Daha sağlıklı ürün.

Yani kompost işi sadece çevrecilik değil.

Doğrudan çiftçinin cebine, şehrin tarımına, ülkenin gıda güvenliğine dokunan bir iş.

Ama burada durursak eksik kalır.

Çünkü bu iş sadece “çiftçi yapsın” diyerek olacak bir iş değil.

Bu iş; üniversitenin, belediyenin, İl Özel İdaresi’nin, ziraat odalarının, üretici birliklerinin, meslek odalarının birlikte yürüteceği bir şehir politikası olmak zorunda.

Somut konuşalım.

Bugün Çanakkale’de:

Pazar yerlerinden her gün tonlarca organik atık çıkıyor.

Evlerimizden çıkan çöplerin yarıdan fazlası aslında kompost yapılabilir nitelikte.

Budama sonrası kalan dallar ve yapraklar, manav atıkları. Hepsi potansiyel hammadde kaynağı.

Ama biz ne yapıyoruz?

Hepsini aynı torbaya koyup toprağın üstünden alıp çöplüğe gömüyoruz.

Sonra da gidip toprağı canlandırmak için para verip gübre alıyoruz.

Bu akıl işi değil.

Ne yapılabilir?

Zor değil, imkânsız hiç değil.

Belediyeler öncülük edebilir.

Üniversiteler bilimsel rehberlik yapabilir.

İl Özel İdaresi kırsalda altyapıyı kurabilir.

Ziraat odaları ve üretici birlikleri çiftçiyi bilgilendirebilir.

Şehir genelinde:

• Pazar atıkları için ayrı toplama sistemi kurulabilir.

• Evlerde organik atık–diğer atık ayrımı teşvik edilebilir.

• Mahalle ölçeğinde veya bölgesel kompost alanları oluşturulabilir.

• Üretilen kompost, çiftçiye düşük maliyetle ulaştırılabilir.

• Genç çiftçilere ve üreticilere uygulamalı eğitimler verilebilir.

Bunlar hayal değil.

İspanya’da gördük.

Litvanya’da gördük.

Çalışıyor.

Çanakkale tarım şehri.

Ezine’si ayrı üretir.

Bayramiç’i ayrı.

Biga’sı ayrı.

Yenice’si ayrı.

Ama derdi aynı:

Toprak yoruluyor.

Su azalıyor.

Gençler tarımdan uzaklaşıyor.

Üretim pahalılaşıyor.

Kompost meselesi tam da bu yüzden teknik bir detay değil.

Bu bir tarım politikası meselesidir.

Bu bir su meselesidir.

Bu bir kırsalda tutunma meselesidir.

Bu bir gelecek meselesidir.

2021’de başlayan ve 2024 Şubat’ında tamamlanan o proje bize şunu net biçimde gösterdi:

Bizim çöp diye kenara ittiğimiz şey,

başka ülkelerde toprağı ayakta tutan asıl güç haline gelmiş.

Mucize yok.

Sihir yok.

Sistem var.

Bilgi var.

Ortak akıl var.

Eğer biz de bu şehirde gerçekten istersek,

Toprak yine doyar.

Tarım yine ayakta kalır.

Çiftçi yalnız kalmaz.

Su daha verimli kullanılır.

Çünkü toprak giderse tarım gider.

Tarım giderse şehir gider.

Bizim “çöp” dediğimiz şey de

Meğer toprağın ilacıymış.

Ve bu da lafın gelişi değil…

Düpedüz bir memleket meselesidir.