Geçen gün biri anlattı…

“Abi sahilde bir ev var, denize sıfır” dedi.

Dedim ki; bizim memlekette “sıfır” dediğin şey pek sıfır kalmaz.

Gittik baktık…

Vallahi mesele denize sıfır falan değil.

Mesele, sınırın kim tarafından çizildiği.

Kıyının yeri beğenilmemiş.

Alınmış, biraz düzeltilmiş.

Denizle kara arasına öyle bir duvar çekilmiş ki…

Ben diyim 10 sen de 15 metre.

Sonra o duvarların arasından merdivenler…

İn aşağı, çık yukarı… manzara şahane.

Çam ağaçlarının arasında,

karşında Bozcaada.

Aynalı camların arkasında

180 derece panoromik bir deniz silüeti.

Bakınca dersin ki her şey yerli yerinde.

Plan var, proje var, nizami gibi.

Ama bizim buralarda bir laf vardır:

“Çok düzgün görünen işlere bir de yakından bakacaksın.”

Bakıyorsun…

Yan taraftaki komşu bir çivi çaksa ceza yiyor. Ahşap korkuluk yapsa, ağaca tabela assa kapısında zabıta. Hatta mahkeme hatta hapis.

(Tabii her komşu değil… bazılarına kanun uğramıyor bile, o da başka bir hikâye.)

Ama iş böyle Villalara, duvarlara, merdivenlere gelince…

Ortada kimse yok.

Ne zabıta var…

Ne denetim var…

Ne de “dur bakalım” diyen.

Hatta söylenen o ki

Komşu beldenin belediye başkanı memurlarına

"Ne yapın edin bu villaya bir sekilde ruhsat verin" demiş. "Uydurun kanuna..."

Memurlar tedirgin...

"Aman efendim bu mümkün degil"

Başkan kararlı tabi "Siz hazırlayın, ben imzalarim!"

Memurlar tek şartla kabul etmiş, "biz hazirlayalim ama adımızı yazmayalım"

Yani ruhsati düzenleyen (hazırlayan)

Belediye başkanı,

Onaylayan belediye başkanı...

Bakalim o ruhsat verilebilecek mi?

Merakla bekliyoruz.

Ne güzel memleket.

Bir de işin başka tarafı var…

Burası öyle sıradan bir yer değil.

Üçüncü derece arkeolojik sit alanı.

Yani sadece bugünün değil…

Dünün de, yarının da meselesi.

Toprağın altı emanet… üstü emanet…

Ama bakıyorsun, manzara ağır basmış.

Eskiden çökmüş bir temel varmış.

Onu “imar barışı” diye hatırlamışlar.

Sonra ne olmuş?

O temel bir anda canlanmış…

Üstüne yeni bina yükselmiş.

Duvarlar tamam…

Merdivenler hazır…

Geriye bir tek susmak kalmış.

Şimdi insan ister istemez soruyor:

Anıtlar kurulu bu işe ne diyor?

Şehircilik Bakanlığı bu manzarayı nasıl okuyor?

Yoksa herkes aynı cümlede mi buluştu:

“Biz görmedik.”

Ben de buradan sorayım:

Bu gerçekten bir ev mi?

Yoksa “yaparsan olur” anlayışının deniz manzaralı hali mi?

Ve en net soru:

Aynı şeyi sen yapsan…

Ben yapsam…

O bina bir hafta ayakta kalır mıydı?