Geçenlerde sosyal medyada da yazmıştım. İskeleden geçerken gözüme takıldı: Döner kavşakda ki adanın ortasında koca bir palmiye. Hani şu tatil beldelerinde görmeye alışık olduklarımızdan biri.

Mesele sadece meydan değil. Şehrin değişik yerlerinde nedense bu ağaçları dikiyor belediye.

İnsan ister istemez merak ediyor:

Biz kime benzemeye çalışıyoruz?

Burası sıradan bir sahil şehri değil. Burası Truva: “Ovalarından yağ, dağlarından bal akan memleket.”

O ovalardan akan yağ, zeytin yağı. Bereket bin yıllardır zeytin ile geliyor bu topraklara.

Merkezde, Ezine’de, Ayvacık’ta, Bayramiç’te, Lapseki’de, Biga’da, Gelibolu’da, Adalarda neredeyse her yerde zeytin var. Çanakkale zeytin ile anılan bir coğrafya.

Bir de dilimizden düşmeyen bir söz var: “Barışın Kenti.” Peki barışın simgesi ne ? Tabii ki zeytin dalı.

Madem bu şehir kendini barışla tarif ediyor, o zaman zeytinin gölgesi meydanda niye yok?

Sloganı sahiplenip sembolünü görmezden gelmek tuhaf değil mi?

Mesele ağaç değil.

Mesele hafıza.

Palmiye kötü değil, ama buraya ait de değil. Güzel durabilir ancak kimlik taşımaz.

“Ovalarından yağ akan” bir memlekette, meydanına da parkına da refüjüne de zeytin yakışır.

Şehir dediğin, kendine benzediği kadar güzeldir.