Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan efsanevi bir boğaz, üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımada şehri, ve kıyılarına dalgaların vurduğu yüzlerce kilometrelik sahil şeridine sahip bir kent Çanakkale..
Büyüleyici bir coğrafi tanıma sahip olmasına rağmen bu büyüleyici tablonun ardında, Çanakkale’nin sosyal dokusuna dair can acıtıcı, bir o kadar da çelişkili bir gerçek gizlidir.
Sormaktan ve yüzleşmekten çekindiğimiz o soru tam olarak şudur: Bu kadar maviliğin tam kalbinde büyüyen çocuklarımız, denizle ne kadar bağ kurabiliyor?
Ne yazık ki acı ama gerçek; Çanakkale’de doğup büyüyen, her gün okul yolunda boğazın o mavi sularını seyreden yüzlerce çocuğumuz henüz yüzme bile bilmiyor.
Denizi sadece kordonda yürürken bakılan bir manzara, yazın birkaç ay gidilen halk plajlarında serinleme aracı olarak görüyoruz..
Kentin çocukları, burunlarının dibindeki bu muazzam su kütlesinden adeta kopuk büyüyorlar. Oysa deniz kenarında büyümek bir ayrıcalıktır; çocuğun karakterine özgürlüğü, cesareti, doğaya saygıyı ve bambaşka bir vizyonu aşılar. Biz ise bu büyük sermayeyi sanki görmezden geliyoruz.
Buradaki temel eksiklik, kent aidiyetinin deniz kültürüyle harmanlanamamış olmasıdır. Çanakkale’de denizcilik; sadece balıkçıların, gemi kaptanlarının ya da kısıtlı bütçelerle ayakta kalmaya çalışan birkaç yelken kulübünün tekelinde bir hobi gibi algılanmaktadır.
Kentteki mevcut yelken, kürek ve su sporları kulüpleri hem sayıca yetersiz hem de ekonomik olarak her ailenin kolayca erişebileceği seviyede değil.
Hal böyle olunca, su sporları bu kentin çocukları için doğal bir yaşam biçimi olmak yerine, lüks bir aktiviteye dönüşüyor.
Çözüm ise çok net bir adreste saklı: Yerel Eğitim sistemi
Denizcilik kültürü bu şehirde bir tercih değil, okullarda temel bir eğitim politikası haline gelmelidir.
Çanakkale İl Milli Eğitim Müdürlüğü, yerel yönetimler ve su sporları kulüpleri el ele vererek vizyoner bir protokol imzalamalıdır. İlkokul çağındaki her Çanakkaleli çocuk, müfredatın bir parçası olarak yüzmeyi okul çatısı altında öğrenmelidir.
Ortaokul ve lise seviyesinde ise yelken, kürek, kano, dalış gibi sporlar fiziksel eğitimin doğal birer branşı haline getirilmelidir. Çanakkale Gençlik Spor İl Müdürlüğü’ nün son yıllarda ki çabası taktire şayan olmasına rağmen diğer kurumların aynı ölçüde destek verdiği görülmemektedir..
Sadece spor da değil; okullarda çocuklara deniz ekosistemi, boğazın akıntı haritası, deniz canlıları ve deniz kirliliğiyle mücadele bilinci aşılanmalıdır. Troya’nın, Assos’un antik liman geçmişine sahip, Piri Reis gibi bir derya beyinin haritalarını çizdiği bu topraklarda, yeni nesiller deniz tarihini yaşayarak öğrenmelidir.
Bir kenti sevmek, sadece onun caddelerinde yürümekle olmaz; o kentin ruhunu oluşturan elementle bağ kurmakla olur. Çanakkale’nin ruhu denizdir. Eğer biz çocuklarımızı bu denizden kopuk yetiştirmeye devam edersek, gelecekte kentine yabancı, boğazın sorunlarına duyarsız, denizini sadece imar alanından ibaret gören bir nesille karşı karşıya kalırız.
Gelin, bu gidişatı değiştirelim. Çanakkale’nin çocuklarına sadece diplomalarını değil, maviliklere güvenle açılacakları yelkenleri de okul sıralarında teslim edelim. Unutmayalım ki; denize arkasını dönen bir şehir, geleceğe asla yelken açamaz..
Deniz bir gelecek, bir umut, bir karakter inşası ve zafer demektir.