Çanakkale’de toprağın el değiştirdiği, kültürün vitrine çıktığı yerden yazıyorum.

Ekonomi kültürü hızla değişen toplumların sosyal kültürü de hızla çözülür.

Çanakkale köylerinde yaşanan dönüşüm; kalkınmadan çok, kontrolsüz bir el değiştirme hikâyesidir.

Çanakkale’de köyler artık sadece köy değil.

Bir kısmı manzara, bir kısmı konsept, bir kısmı da “yatırım fırsatı”.

Ayvacık’tan Assos’a, Geyikli’den Ezine içlerine kadar uzanan hatta köyler, sessiz bir dönüşüm yaşıyor. Tarım ve üretimle ayakta duran yerleşimler, turizm başlığı altında yeniden paketleniyor. Ancak bu paketlemenin içinde çoğu zaman köy yok, köylü yok, üretim yok.

Sadece görüntü var.

Eskiden köyde sabah horoz sesiyle uyanılırdı.

Bugün ise hafta sonu gelenlerin valiz sesiyle…

Boş evler pansiyon oldu.

Ahırlar “butik otel”e dönüştü.

Samanlıklar “özel süit” diye pazarlandı.

Kelimeler değişti, hayat değişti.

Ama bu değişim köylünün lehine mi, orası tartışmalı.

AYVACIK–ASSOS HATTINDA “EKOLOJİK” BİR MASAL

Son yıllarda Ayvacık ve Assos çevresinde sıkça duyulan bir kavram var:

“Ekolojik tarım”.

Kulağa hoş geliyor.

Doğayla uyumlu, üretim odaklı, sürdürülebilir…

Ama sahaya bakıldığında karşımıza çıkan tablo çoğu zaman bambaşka.

Tarım arazileri bölünüyor.

Zeytinlikler parselleniyor.

Ve bu alanlar “ekolojik yaşam”, “doğal köy konsepti”, “toprakla temas” gibi başlıklarla devremülk projelerine dönüştürülüyor.

Ortada tarım yok.

Ortada köylü yok.

Ama bol bol broşür var, vaat var, render var.

Toprak, üretim için değil; pazarlama dili için kullanılıyor.

Bir zamanlar sezondan sezona ürün veren araziler, bugün haftadan haftaya el değiştiriyor. Tarım, yaşam biçimi olmaktan çıkıp reklam metninin süsü haline geliyor.

EKONOMİ DEĞİŞİRSE, KÜLTÜR ÇÖZÜLÜR

Altı çizilmesi gereken gerçek şu:

Ekonomi yöntemi hızla değişen toplumların sosyal kültürü de aynı hızla çözülür.

Çanakkale köylerinde para, kuşaklar boyunca tarımdan kazanıldı. Yavaş geldi. Sabırla geldi. Bu nedenle sosyal ilişkiler güçlüydü. Dayanışma vardı, imece vardı, ortaklık vardı.

Turizm ve emlak odaklı dönüşüm bu ritmi bozdu.

Sıcak para geldi.

Hızlı geldi.

Ve beraberinde sabırsızlığı getirdi.

Artık mesele birlikte üretmek değil;

Kimin arsası değerlendi,

Kimin manzarası daha “satılabilir” oldu meselesi.

Tarım toplumunda komşuluk hayatta kalma meselesidir.

Emlak toplumunda komşuluk, gereksiz bir ayrıntıdır.

KÖY MEYDANI DEĞİL, VİTRİN

Çanakkale köy meydanları bir zamanlar üretimin ve sohbetin merkeziydi. Bugün birçok yerde hediyelik eşya dükkânlarıyla dolu.

Ama satılanların çoğu köyle ilgili değil:

Çin malı magnetler, seri üretim objeler, plastik süsler…

Bir köylünün söylediği şu cümle her şeyi özetliyor:

“Eskiden nasıl ürettiğimizi sorarlardı, şimdi hangi markanın olduğunu soruyorlar.”

Kültür, üretimden koparıldığında; geriye sadece dekor kalır.

KAZANÇ VAR AMA BEDELİ DE VAR

Evet, turizm ve emlak para kazandırıyor.

Ama bu kazanç köyün her hanesine eşit dağılmıyor.

Komşuluk zayıflıyor.

Ortak yaşam çözülüyor.

Bayramlar sezon takvimine göre planlanıyor.

Bir köylü teyzenin sözleri durumu açıkça anlatıyor:

“Eskiden herkes bir aradaydı. Şimdi herkes kendi işletmesinde.”

Köylü, toprağa göre değil; müşteri beklentisine göre yaşamaya başlıyor.

SON SÖZ: KÖY SATILIR MI?

Çanakkale köylerinin meselesi turizm değildir.

Mesele, kontrolsüz dönüşümdür.

Tarım köylerini turizm köyüne çevirmek bir tercih olabilir.

Ama üretimi, sosyal dokuyu ve kültürü yok ederek yapılan her tercih; uzun vadede köyü bitirir.

Soru açık:

Bu köyler yaşasın mı istiyoruz,

Yoksa güzel görünüp satılsın mı?

Çanakkale’nin geleceği, bu soruya verilecek cevapta gizli.