“Dünyada olup bitenden her insan sorumlu, sadece şairlerin omzuna yüklemeyin.” UYGARLIĞIN ORTAK DİLİ: ULUSLARARASI SÖYLEŞİ DİZİSİ 3



NURDURAN DUMAN Kalenin Sesi olarak, dünyanın farklı ülkelerinden şair, yazar ve başka alanlarda öne çıkan imzalarla yaptığımız söyleşi dizimizi Makedon araştırmacı, denemeci, yazar, şair, çevirmen ve çok dilli sözlü çevirmen Natasha Sardzoska ile sürdürüyoruz.

Sardzoska, Antropoloji doktorasını 2013’te Eberhard Karls Üniversitesi (Tübingen), Sorbonne Nouvelle (Paris) ve Bergamo Üniversitesi’nde tamamladı. Victoria Üniversitesi’ndeki Borders in Globalization Review dergisinde “Sınır Şiiri Editörü” olarak görev yapıyor; çeşitli akademik makaleler, romanlar, köşe yazıları, şiir kitapları ve denemeler yayımlıyor.

Berlin’deki Humboldt Üniversitesi, Kopenhag Üniversitesi, Belgrad’daki Siyasal Bilgiler Fakültesi ve Sosyal Teori ve Felsefe Enstitüsü, Budapeşte’deki CEU ve Rijeka Üniversitesi (CAS İleri Çalışmalar Merkezi’nde yerleşik olmayan araştırmacı) dâhil pek çok uluslararası akademik konferansa katıldı. Heidelberg ve Madrid’de Global American University’de, Madrid’de Evidentia University’de, Üsküp’te Etnoloji ve Antropoloji Enstitüsü ile Turizm ve Yönetim Üniversitesi’nde ve Kalkandelen’de Güneydoğu Avrupa Üniversitesi’nde ders verdi. Gorizia’daki Uluslararası Sosyoloji Enstitüsü ile iş birliği yaptı. 2024’te Zagreb’de Uluslararası PEN Konuk Yazar Programına, 2018’de Barselona’daki Ramon Llull Enstitüsü’nün Çeviri Yerleşikliğine katıldı. Avrupa edebiyat platformları Versopolis ve Traduki üyesi.

Whatsapp Image 2025 09 14 At 09.28.09

Metninizi oluştururken diliniz, kültürünüz, yaşadığınız yer ve çağınız sizin için nasıl bir kaynak?

Şiir, ana dilde yapılan bir deney ve keşiftir. Anadilim Makedonca, şiirsel yaratımımın ve düş gücümün filizlendiği ilk mekân, ilk oda, ilk bölge. Kültür konusunda kesin konuşamıyorum, eşiği bol, çok katmanlı bir kavram, anlatması soyut, kavraması güç; çünkü birden çok kültürüm var, bunlar kimi zaman deneyimsel, kimi zaman melez, hatta kurmaca olabilir. Yine de yaşadığım yer, şiirsel imgelemim ve şiir üretimim üzerinde son derece güçlü bir etki ve ağır bir ağırlık kuruyor. Esinimi gündelik yaşamın sahnelerinden ve sokakların seslerinden alıyorum. Bu yüzden mekân ve dil benim için çok önemli kaynaklar. İki yıl önce İtalyanca yazmaya başladım, neredeyse ana dilim düzeyinde konuştuğum bir dil. Bu şiirlerin Makedoncaya çevrilmesinin neredeyse olanaksız olduğunu söylemeliyim, ancak ritimle ve aliterasyonlu sembollerle oynamayı çok seviyorum ve bu müzikalite ana dilim olmayan bir dilde de elde edilebilir, bu yüzden kendimi İngilizce, İspanyolca, Fransızca ve Portekizce olarak da çevirmek istiyorum. Öz-çeviri sürecimde şiirlerimin bazı yapılarını sık sık yeniden yazıyor veya düzenliyorum. Bu güç verici.

İlk esin ya da fikir kıvılcımından son noktaya yaratım sürecinizin omurgası nedir? Asla ödün vermediğiniz ilkeniz, yazma rutinleriniz var mı?

Hayır, şiir yazarken herhangi bir rutinim ya da ilkem yok. Şiir, vahşi bir hayvandır. En beklemediğin anda ortaya çıkar. Gecenin bir yarısı uyanıp bir dize, bir şiir, bir tümce ya da yalnızca bir parça yazdığım olur. Kimi zaman havaalanlarında, otobüs duraklarında, lokantalarda, kumsallarda, otellerde gelir. Kısa süre önce Hırvatistan'ın Split kentindeki yazar konukluğum sırasında, kendimi denizin kıyısındaki bir kayalığın ucunda, bolca insanları ve bulutları gözlemleyip yazarken buldum. Şiir, planlayabileceğiniz ya da kolayca yapılandırabileceğiniz bir şey değil.

Anlatı ve düzyazıda -romanlarımda- ise bir rutin var ve pazarlık konusu olmayan bir ilke. Her sabah çok erken uyanır, birkaç saat yazarım; sonra kahvaltı molası verip yazıya dönerim; kahve arası, yeniden yazı, çay, ardından bir kahve daha… Akşamları hafif bir spor yapar, gece geç saatlerde bir kez daha yazarım.

Düzyazı ile şiirin yazılma süreçleri çok farklı. Şiir, esin anında dürtüsel, takıntılı, hatta ele geçirici olabiliyor, düzyazı ise yaratım sürecinde katı, yapılandırılmış ve disiplinli.

614C57Bf2A403 Befunky Collage 2021 09 23T113717.762

Bugünün dünyasında şiirin işlevini nasıl görüyorsunuz; bir metnin etik sorumluluğu ve dönüştürücü gücü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Dünyaya sanata ve şiire bu denli ağır ya da belirleyici bir rol yüklemiyorum. Evet, bir şairin, diğer tüm sanatçılar gibi, dünyanın bir parçası olması ve kendini ona yansıtması gerektiğine inanıyorum. Dünyayı adlandırmalılar. Ancak bir savaş varsa herkesin bu savaş hakkında ya da bir iklim krizi varsa herkesin bu konuda yazması gerektiği gibi dayatılan yazma kalıplarına inanmam. Şiir için buyruklara, reçetelere ya da dayatmalara inanmıyorum.

Şiir aynı zamanda anarşinin, başkaldırının, direncin, hatta misillemenin eylemi olabilir. Dünyada olup bitenden her insan sorumludur, ama ille de şair değil. Sanatçıların dünyayı değiştirebileceğini düşünmüyorum, bu onların omuzlarına yüklenecek çok ağır bir yük. Şiir yazmak zaten yeni bir dünya kurmak, dışarıdaki dünyayla ya da içimizdeki dünyayla boğuşmak; başlı başına ağır bir iş. Şiir yazma süreci, zaten bir dönüşüm biçimi.

Korkak, etikten ve iyi kalplilikten uzak pek çok şair var. Kimileri suça bulaşmış, ödül, para veya ayrıcalık peşinde koşmuş. Bu yüzden şaire ilişkin idealist veya romantik bir bakış açım yok, kesinlikle yok. Öte yandan, metni kişiliğinden veya şairin etik duruşundan tamamen ayırmak olanaksız. Bu bir dürüstlük meselesi. Kendine ve dünyaya karşı dürüst değilsen, içten değilsen sanatçı olamayacağına gerçekten inanıyorum.

Pasolini gibi, dünyanın yanlışlarını haykırdığı için kendi çağında nefret edilen baştanımaz şairlerden yön aldım. Ancak günümüzde şairler ve yazarlar arasında giderek daha fazla konformizm görüyoruz. Her entelektüelin ve sanat insanının kurum karşıtı olması, her zaman erkin diğer tarafında durması, otorite yapılarını eleştirmeye her zaman hazır olması gerektiğine inanıyorum. Ne yazık ki, günümüzde durum pek de böyle değil. Birçok şair ve düzyazı yazarı, hayatta kalmak için ulusal siyasete ve kültürel stratejilere bel bağlıyor ve bu nedenle uyumlanmaya gidiyor.

Bu yüzden yaşadığımız dünyayla ilgili şairin dönüştürücü gücünden gerçekten söz edip edemeyeceğimizden emin değilim. Evet, her sanatçının ve şairin açık sözlü ve dürüst olması gerektiğine inanıyorum, ama bu nadiren görülür, çünkü böyle bir özgürlüğün bedeli çok ağır. Ve gerçekler ile zirveler birkaç kişinin ayrıcalığıdır.

614C597Dd5723 Befunky Collage 2021 09 23T113501.361

Şiir, özellikle günümüzde barış inşasına ve kültürlerarası anlayışa ne gibi katkılarda bulunabilir? Biz, şairler dünya barışı için ne yapabiliriz?

Şiir, doğası gereği sınırları aşan bir deneyim. Şiir ve sanat, doğal olarak kültürler arası. Her şair hem içinde yaşadığı dünyayı hem de içinde yaşayan dünyayı anlamaya çalışır. Bununla birlikte, şairlerin dünya barışına veya barış inşasına katkıda bulunabileceğine katılmıyorum. İnsan doğası kötücüldür, çoğu zaman zalim, kusurlu, bozuk, yoldan sapmaya meyilli, yüzyıllardır da böyle olmuş. Gördüğümüz gibi, hâlâ öyle. Evet, şairler barış üzerine yazabilir. Örneğin, Inner Child Press savaş karşıtı yazan şairleri bir araya getiren güçlü bir seçki yayımladı. Ancak gerçekten yapabileceğimiz tek şey budur: yazabiliriz, bilinci ve farkındalığı yükseltebiliriz, dünyaya açık olmaya davet edebiliriz. Yapamayacağımız şey ise insanların birbirini öldürmesini kışkırtmak, durdurmak ya da önlemektir.

Şairlerin, acı üzerine yazabilmek için bizzat acının içinden geçmeleri gerektiğine de inanmıyorum. Bir şair ya da yazar, çatışmaları, savaşları, acıyı ve aynı zamanda daha karanlık gerçeklikleri (cinayet, tecavüz, şizofreni, kürtaj) kişisel olarak yaşamadan da ele alabilir.

Ve açık konuşalım, şairler ve yazarlar arasında da epeyce benmerkezcilik, kibir ve gösteriş merakı var. Sık sık yarışırlar, çekişirler. Bu yüzden şairleri doğası gereği barışçıl ya da ahlaken üstün varlıklar olarak görmüyorum.

Whatsapp Image 2025 09 14 At 09.28.08

Metinleriniz başka dillere çevrilirken nelere öncelik veriyorsunuz? Çevirmenle bir ilişki kurup hedef dilin okurları ve kültürel bağlamıyla etkileşimde bulunuyor musunuz?

Genellikle kendi ürünlerimi İngilizce, İtalyanca, İspanyolca, Fransızca ve Portekizceye kendim çeviririm. Ayrıca katıldığım şiir festivalleri aracılığıyla 15-20 kadar başka dile de çevrildim; Türkiye, Çekya, Slovakya, Polonya, İsrail, Arnavutluk, Hırvatistan, Sırbistan, Almanya gibi ülkelerde.

Yerel topluluklar, şairler ve yayıncılarla çevirilerimi paylaşmaya ve bu kültürel alışverişi güçlendirmeye her zaman hevesliyim. Örneğin, Meksika'da eserlerim yayımlandı ve dinleyici ve okur kitlesiyle buluşmak için oraya gitmeyi çok isterim, henüz buna fırsat olmadı.

Türk okurlara ne söylemek istersiniz?

Türkiye’ye, Türk okurlara ve katıldığım festivallerin Türk düzenleyicilerine (İstanbul’daki Off-Line Şiir Festivali ve Salihli Şiir Festivali) o denli gösterdikleri sıcaklık ve konukseverlik için teşekkür etmek isterim. Sözlerime ve şiirlerime alan açtığı için Nurduran’a da teşekkür ederim. Bir sonraki buluşmamızın ortak bir proje ya da Türkçe bir şiir kitabımı kutlamak için olmasını içtenlikle diliyorum. Mesajım şu: Okuyun, ama iyi şeyler okuyun ve yaşamı kutlayın.