Biz haksızlığa uğramış bir milletin çocuklarıyız.
Önce imparatorluğumuzu kaybettik. Milyonlarca Türk 1878-1922 arasında vahşice katledildi. Kurtarabildiğimizin üzerine kurduğumuz Cumhuriyette bile gereken sıçramayı yapamadık. Cumhuriyetin başındaki iyi niyetli çabalar yeterli olmadı. Kurtarıcı'nın hayata gözlerini yummasıyla 40 karanlığına girdik, Yunanileşme safsatalarına maruz kaldık. Bunlara kızarak bina ettiğimiz siyasetin kendisi de değer yargısı ithal etmekten kurtulamadı. Türk maddeten katledilmiyor ama manen Türk’ü kaybediyoruz.
Devletimiz borç aldı, biz ise ithal malların yanında değer yargıları aldık. Bunun sonunda medeniyetimizin temeli olan vicdan ve hakikat laf ebeliği ile ayrıldılar. Vicdan yanlış ellerde sermayeye dönüştü. Hakikat ise yurdumuzu terk etti.
Ülkemizde kim hangi iddia ile başa geldiyse iddiasından vuruldu. Hiç düşünmedik; Vicdanın ve hakikatin olmadığı yerde güven olur mu? Güven olmazsa toplum olur mu?
Önce mahallemiz adresin parçasına dönüştü. Artık apartmanlarımızda bile huzurlu değiliz. Komşu komşunun külüne muhtaçken komşuluk insansızlaştırıldı. Komşuluk, salt taşınmazlar arasındaki yakınlığı gösteren bir anlama büründü. Gün geçmesin ki saçma sapan apartman site kavgaları olmasın. Diğerkâmlık gidince komşuluk da çekti gitti. Hakikat gemiyi terk edince her şey yerinden oldu.
TÜİK verilerine göre ülkemizin en yoksul %20’lik kesimi toplam tüketimin %9.3’ünü yaparken, bu oran artık %7.6'ya gerilemiş vaziyette. Gıda ve sağlık harcamalarında da en yoksul kesimin toplam harcamadaki payı düşmüş. En zengin olan kesimin durumunda bir değişiklik yok. Hatta yer yer daha iyi duruma geldikleri bile söylenebilir. (ayrıntılı bilgi için Oksijen Gazetesi 237. sayı Kerim Rota yazısı)
Bu vaziyet gelir dağılımıyla ilgili iyi bir şey söyletmiyor. Zengin ile fakir arasında devasa ve nispetsiz farkın düzelmemesi bunun yerleşik ve oturmuş bir düzen olduğunu gösterir. Bunun İslam'a uygun düşmeyeceği kanaatindeyim. Türk'ün bu halinin kendi töresi ile de uyuşmadığı açıktır. Ekonomik gücü olmayanın hürriyeti olur mu?
Sonsuz siyaset anlayışı, ülkenin her yerini sarmış bulunuyor. Siyasetçinin hal ve koşullara göre konum değiştirmek zorunda kalması, siyaseti tutarsız gösteriyor ve topluma kötü örnek oluyor. Siyasette görev süresini sınırlayan bütün düzenlemeler bir şekilde ya deliniyor ya değişiyor.
Bizi topla tüfekle yıkamazlar ama medeniyetimizi, kültürümüzü elimizden alarak yıkabilirler. Çok geç olmadan değerlerimizi hatırlamalı, vicdanlı bir hakikatin hakim olduğu bir düzene dönmeliyiz. Türkiye sadece bir ülke değildir. O bir fikirdir ve her insanoğlundan büyüktür...