Cumhuriyetimizin kara lekesi olarak adlandırılan 27 Mayıs 1960 tarihini çok iyi hatırlıyorum.
Askerlik öncesi 20 yaşlarındayım her gün saat 7'de radyodan bazı haber ve müzik kanallarını dinliyorum. O gün 27 Mayıs Cuma Sayın Alparslan Türkeş; “Dikkat dikkat Türk Silahlı Kuvvetleri kötü giden gidişatı dur demek için idareyi ele almıştır.” Diyerek anonsta bulundu. 37 subay albaylık rütbelerin nezninde İzmir'den bir Orgenerali başlarına getirerek ve daha nasıl bir karar verileceği tereddüt halinde iken etrafına olumsuz etkileri ile Yassıada da kurulan mahkemede yargılanmalarına karar verildi. Aylar sürdü. Ülkemiz böyle bir durumu İlk defa yaşadığından o zaman ki halkımızın kültür seviyesinin düşük olması hemen her gün değişik haberlerle karşılaşıyorduk. Mesela zamanında arkadaşımız bana “hani ne oldu.? Diyor. Ben de “iyi ama 3. Ordu ayakta” diyorum. Hemen şikayet ediyor. Mahkeme falan yok hemen içeri (o zaman 3. Ordu Komutanı Sayın Ragıp Gümüşpala idi. Daha sonra parti hurda.)
Çok güzel rayında giden işler birden bıçak gibi kesildi. Ülkemiz yeni ve çok güzel gelişiyordu. Herkes sermayesinin 5-6 kat üzerinde iş çevirirken her şey tersine döndü. İşini aşını kaybedenler çoğaldı. Velhasıl en az 50 yıl geriledik. Hani nerede kaldı;
“Cumhuriyet=Hürriyet Kayıtsız Şartsız Milletindir.” yazılı büyük millet meclisindeki yazılı yazı adeta boşuna idi. Hiçbir zaman milletin olmadığı.
27 Mayıs Cumartesi günü bir TV kanalında 1960 yılının o günlerini şerit halinde geçerek anlatıyordu ve mahkemenin verdiği kararlarla Sayın Dış İşleri Bakanı Fatih Rüştü Zorlu ile Sayın Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ın idamlarını yerine getiriliyor. Bunlara ait bilgileri o zamanın cezaevi müdürü görsel olarak açıklamalarıyla çok detaylı olarak anlatıyordu.
Daha önceki bazı programlarda Yassıada Komutanı Tarık Güryay’ın Sayın, Adnan Menderes'e hiç de layık olmadığı davranışlarda bulunduğu ve kaldığı odanın pencerelerini yağlı boya ile boyatıp dışarısını dahi görmesini görmemesini sağladığı ancak hasta olup idamının ertelendiği yazısını tebellüğ etmeyip hasta hasta idama gönderildiğini anlatıyor. Cezaevi müdürünün anlattığına göre; “idam edilişinde görevli yalnız ben vardım. Din görevlisi ile görüştürülüp son sözlerinde; devletimiz ve milletimiz için sonsuzluğa kadar iyi dileklerini bildirdiğini bana iletti.” Sonuçta kefenlenirken vücudunda sigara izmaritlerinin söndürüldüğü vs.vs bir çok şeyleri gören son şahidi olarak toprağa verildiğini anlatıyor.
Ben de Necdet KURT olarak o günlerde, İzmit Köseköy 612 roket taburunda görevliydim. Belki bir aydır herhangi bir halk ayaklanmasında alarm üzere hangi araçlara binilip ne şekilde hareket edileceğini tatbikatı yapılıyordu. Askeriye adeta aynı derler ya diken üstünde duruyordu.
Velhasıl bu sene ki 28 Mayıs tarihi geçmiş yıllara damgasını vurarak eskinin 28 Mayısına benzememiş büyük bir zaferle sonuca ulaşmıştır. Ve ülkemiz inşallah bu sonuçla birlikte yepyeni bir Türkiye ile yepyeni bir yönetim ile bütün geçmişteki bu kara lekenin bir daha yaşanmaması, ülke tarihinde asla görmemesi dileğiyle.
Yepyeni mutlu geleceklere. Saygılar.