Kıymetli Kalenin sesi okuyucularım son zamanlarda o kadar çok değişik olaylara ve görsel olarak da televizyon haberlerinde insanlar arası hiçbir değeri olmayan yol verme, yan baktın vs. cinayetle sonlanan bir sürü haberler izliyoruz. Geçen gün bir kişi silahıyla 4 kişiyi öldürmüş Tokat yolunda yol verme yüzünden bıçakla yaralanan kişinin bütün müdahalelere rağmen öldüğü, özel otomobilini kalabalık üzerine süren kişi bir çok kişinin yaralanmasına sebep oldu. Ve daha birçok hiç yoktan işlenen cina
50 yıl kadar önce televizyonlar yok. Kitap okuma, sohbet etme, birlikte vakit geçirmek daha çoktu. Alkadras Kuşçusu romanını okudum o yıllarda. Kitapta yazılan cinayet sonu hapishanede çeşitli hücre vs. gibi ceza şekilleri uygulandığı ve sen artık insanlardan tecrit edilmiş hürriyetin elinden alınmış hukuken ölü sayıldığını yazıyor. O adada geçen yaşantılardan bahsediyor. Hapishane etrafı köpek balıkları ile dolu olan firar etmenin katiyen mümkün olmadığını yıllardır yalnız iki kişinin hapishaneden firar etmiş olduğu şüphesi mevcut olup bir daha izlerine rastlanmamış olduğu yazıyordu romanda.
Üzerinde yaşadığımız dünyada insanlara neler oluyor aldığımız gıdaların üzerinde oynanıyor neticesi GDO’lu deniliyor, mesuliyet hislerimizi mi körelttiler anlamış değilim. O kadar çok eksiklikler var ki adam damperli inşaat aracında iniyor El frenini çekmemiş Hala biraz yokuş aşağı kaç araca çarpıyor ya işte kaygan havalarda fren tabii ki zaten tutmuyor ölümlü kazalar meydana geliyor. Bunun yanında makas atmalar bunlara ceza yetmez ehliyetlerini alacaksın bir daha araç kullandırmayacaksın. Birden aklıma görev yaptığım Gökçeada'da akşamları iş yeri olan sağlık merkezindeki kalem odasındaki günler geldi. Tam anlayamadığım işler oluyordu hem nöbetçi arkadaşlara arkadaşlık yapmış oluyorduk. Hizmetli Ali Efendi geldi bir gün odama; “Necdet Bey dedi. Bir mahkum yatırdılar bu firar etmiş adada birkaç gün arazide boş bir tarlada vakit geçirmiş bir binada ateş yakıp çay pişirerek bacadan çıkan duman onu ele vermiş. Mahkum ben ne bileyim meğer peşime Ordu takılmış diyormuş.”
Açık Cezaevi merkezden en az 20 kilometre batısında merkezden Başgardiyan Gürel'i çağırmışlar. Gürel kapalı cezaevinden gelmiş tecrübesi fazla falaka işlerini o hallediyormuş. Falaka sonu ayakları acımış sağlık merkezine getirip yatırmışlar.
Ali efendi hasta odasında tam mahkumla konuşuyorum o sırada Gürel geldi. “ Ne oldu sana neden yatırdılar geçmiş olsun.” Diyor. Mahkum hemen yatağından doğrulup oturuyor. Saygı göstersinde bulunuyor. “Arazide yürürken birazcık yüksekten atladım ayaklarım acıdı ondan yatıyorum.” Diyor ”Ehh tekrar geçmiş olsun”
Mahkum da diyormuş; ”Firar edenin cezası herkes toplanır ibreti alem için onların göz önünde falaka değişmez kural.” diyor. Başgardiyan falaka işini görev icabı yapmış. Ama yine de hastane üzerindeki etkisine kinlendiğimi normal mi karşıladı. Geçmiş olsun ziyaretine gelmiş benim için güzel olmuş.
Selamlar,saygılar.