Türk-İş, Başkanlar Kurulu toplantısında; bu yıl, 1 Mayıs İşçe Bayramını Çanakkale’de kutlama kararı almış.
Sonuç bildirgesinde “Bu yıl Konfederasyonumuzun merkezi düzeydeki kutlaması Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başlangıcı ve bağımsızlık mücadelesi meşalesinin yakıldığı cephe olan Çanakkale ilimizde olacaktır.” İfadesiyle ‘Niye Çanakkale’ sorusuna da açıklık getirilmiş.
Türk-İş’i kutluyorum…
İYİ, BU BİLE OLUMLU
Geçen hafta Ankara’ya giden Çanakkale Belediye Başkanı CHP’li Ülgür Gökhan, dönüş yolunda “Sayın Bülent Turan, yurtdışında olduğu için ona bu kez uğrayamadım, ona da bir dahaki sefere gideceğim” diye açıklama yapıyor.
Defalarca yazıp çizdik. Ak Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan’ın söz konusu Çanakkale’ye hizmet olduğu zaman bütün siyasi düşünce farklılıklarını bir kenara itip sorunların çözümü için CHP’lilere bile destek olduğunu defalarca gösterdik.
“Yapma, etme başkan sen de gel” dedik ama güncel siyasi gelişmelerin akıntısından kendini bir türlü kurtaramayan Gökhan, Ak Partili Turan ile yakınlaşacağına ipleri germeyi yeğledi. Siyasi üslup olarak ret ettiğimiz ve hatta çoğu zaman arkadaşlarla aramızda yüzyüze gelindiğinde ‘yüzüne nasıl bakar’ diye eleştirdiğimiz siyasi hasım tutumundan vazgeçilmiş olması inanın en çok beni mutlu etti.
Gökhan’ın, TBMM’ne gidip Turan ile görüşmek istediği ancak yurtdışında olduğu için görüşemediği yalın bir dille anlatılmamış, sayın Gökhan belediye meclisinde yaptığı konuşmada öyle bir üslup tarzı ortaya koymuştu ki, kamuoyu algısında ‘Turan, Gökhan’ı kabul etmedi’ gibisinden bir anlam doğmuş idi.
Şimdi, birebir yaptığı açıklama sevindirici. Çanakkale’ye hizmet etme adına bu girişim bile olumlu diye düşünüyorum. Yeterli mi? Elbette değil.
Ak Partili Turan Türkiye’ye döndü. Başbakanla olan programı şimdilik, yakın tarihte gözükmüyor. Bu hafta, hemen yarın atlayıp uçakla Ankara’ya gitmeli Gökhan. Nasıl olsa uçak seferleri müsait. Sabah bin, en geç akşam Çanakkale’desin.
Zaman su gibi akıp gidiyor. Çanakkale’nin bir gün dahi kaybetmeye tahammülü yok.
Nereden baksanız 6 aylık gecikmeden söz ediyorum. Telefi etmek için biran önce diyalog köprüsünü kuracak adımı atmalı Gökhan.
Niye bu kadar aceleci oluyorum?
Belli olmaz, yarın cayan falan…
Ne olur ne olmaz…
Hadi başkan, acele et…
ALIŞACAKMIYIZ YOKSA !
Çanakkale sivil toplum anlamında gelişken bir İl. Siyasal anlamda da duyarlılık gösteren bir İl. Geçmişi hiçbir zaman unutmayan bir İl dersem, işte bu konuda tereddütlüyüm. Refleks geliştirme adına ilksel tepkiler çoğu zaman dürtülerle işliyor. Spor müsabakalarında kitleyi yönlendiren amigolar gibi.
Ancak son zamanlarda özetlediğim neden sonuç ilişkilerinin daha da ilersinde bir takım şeyler oluyor. Biri bir ses (tepki veya sorgulama) çıkardığında diğeri daha gür sesler çıkartarak bastırmaya çalıştığını görüyoruz. Moda oldu, tek seslilik hakim kılınmaya çalışılıyor. Başkasının düşüncesine hazmedememe gibi bir alışkanlık yaratılmaya çalışılıyor.
Stadyumlardan, spor salonlarından alışkınız desibel artışına ancak birlikte, birbirimizi anlama gibi dün övündüğümüz kültürel özümüzden kopuyor olmamız açıkçası tedirgin edici. Toplum mühendisliği ile başlayan bu tip teorisel taktikler her an sokak çatışmalarına gebedir.
Çanakkale’de iki dernek arasında başlayan tartışmalar, sendikal ve siyaset alanında ilgi görünce bu kez içine gençler de dâhil olmaya başladı. Demokratik tepki adı altında öyle bir hale dönüştü ki, özel alan önünde tepki geliştirmeye dönüştü. Bir anlamda gözdağı. İşte beni kaygılandıran nedenler tam da bu noktada başlıyor.
Siyasi kışkırtmalar gençleri sokağa nasıl döküyor, 12 Eylül 1980 öncesi gördük, hala acılar atlatılmış değil. Çanakkale’de tırmandırılmak istenen olayların arka planındaki aktörler, 12 Eylül öncesine tanık olmadı mı hiç?
Çanakkale’de yaşayan bizler; neye alıştırılmak isteniyor? Neyin provası, neyin ayak sesleri olup biten, sözüm ona demokratik tepki geliştirme adı altındaki gösteri? Bu şehrin barış havasını bozmaya kimin hakkı var? Özel hayatın ihlaline girmiyor mu ?
Hani çağdaş, medeni ve uygar söylemler…
Niye baltalanmaya çalışılıyor iki oy ve saltanat için?