Cumhuriyet’in 29 Ekim 1923’te ilan edilmesinden yalnızca 23 gün önce İngiliz işgalinden kurtulan Çanakkale, yeni döneme savaşların bıraktığı ağır koşullar altında girdi. Yıllarca süren belirsizlik ve nüfus hareketleri kentin toplumsal yapısını değiştirirken, ekonomik kaynakların yetersizliği günlük yaşamı güçleştiriyordu. Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte Çanakkale’de bir yandan yeni idari düzen oluşturulurken diğer yandan farklı coğrafyalardan gelen insanların yerleşmesiyle toplumsal yaşam yeniden şekillenmeye başladı. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla Kalenin Sesi’ne özel açıklamalarda bulunan Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Mithat Atabay, Cumhuriyet’in ilan edildiği dönemde Çanakkale halkının içinde bulunduğu koşulları değerlendirdi.
İşgal Altındaki Çanakkale’de İlk 23 Nisan 1923’te Kutlandı
Çanakkale’nin Millî Mücadele yıllarında diğer Anadolu kentlerinden farklı koşullarda bulunduğunu belirten Atabay, İngiliz işgalinin millî bayram kutlamalarını dahi etkilediğini söyledi. 23 Nisan’ın 1921 yılında bayram olarak kabul edilmesine rağmen Çanakkale’de ilk kez 1923 yılında kutlanabildiğini anlatan Atabay, bu gecikmenin işgal koşullarından kaynaklandığını ifade etti. “Başka yerlerde 23 Nisan kutlanıyor. Ama Çanakkale’de ancak 1923 yılında ilk defa kutlanabiliyor. Çünkü işgal altında.” 23 Nisan 1923’te gerçekleştirilen kutlamalarda ilkokul ve Çanakkale Ortaokulu öğrencilerinin yürüyüş düzenlediğini, akşam saatlerinde ise fener alayları gerçekleştirildiğini belirten Atabay, dönemin Maarif Müdürü Nami Bey’in de bir konuşma yaptığını aktardı.
Kurtuluştan 23 Gün Sonra Cumhuriyet İlan Edildi
Çanakkale’nin 6 Ekim 1923 tarihinde İngiliz işgalinden kurtulduğunu belirten Atabay, bu tarihten yalnızca 23 gün sonra Cumhuriyet’in ilan edildiğine dikkat çekti. Kentin yönetim yapısının Cumhuriyet’in ilanından hemen önce değişmeye başladığını anlatan Atabay, 1 Ekim 1923 tarihinde alınan idari düzenleme kararıyla Biga Sancağı’nın Çanakkale vilayetine dönüştürüldüğünü söyledi. Bu düzenlemeyle Çanakkale’nin bağımsız bir vilayet kimliği kazandığını belirten Atabay, ilerleyen yıllarda çevredeki yerleşimlerin idari durumlarının da yeniden şekillendirildiğini ifade etti. İşgalin sona ermesi ve yeni idari yapılanmanın oluşturulması, Çanakkale’nin Cumhuriyet’in kuruluş sürecine eşlik eden değişiminin önemli aşamalarını oluşturdu.
Cumhuriyet’in Eşiğinde Çanakkale’de Kimler Yaşıyordu?

Cumhuriyet’in ilan edildiği dönemde Çanakkale’nin nüfus yapısının savaş ve işgal yıllarından önemli ölçüde etkilendiğini belirten Atabay, kent merkezinde Müslüman ve Yahudi toplulukların öne çıktığını söyledi. Rum nüfusun büyük bölümünün 1923 yılına gelindiğinde kentten ayrıldığını aktaran Atabay, Ermeni ve Rum nüfusun savaş ve işgal yıllarında yaşadığı hareketliliğin Çanakkale’nin demografik yapısını değiştirdiğini ifade etti. Atabay, dönemin nüfus yapısını şu sözlerle anlattı: “Şehrin nüfusunu aslında Türkler, yani Müslümanlarla Yahudiler oluşturuyor. Yani iki temel toplum var burada.” Çanakkale’de farklı toplulukların ayrılmasıyla değişen nüfus dengesi, Kasım 1923’te başlayan mübadeleyle yeni bir boyut kazandı. Kentten ayrılanların ardından farklı bölgelerden gelen ailelerin yerleşmesi, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki toplumsal dönüşümün belirleyici gelişmelerinden biri oldu. Atabay, “Çanakkale merkeze gelen mübadil sayısı 1.200 civarında. 1.243 tane mübadil gelmiş oluyor” dedi. Savaşların ardından nüfusu değişen kentte yeni gelen ailelerin yerleşmesi, barınma ve geçim ihtiyaçlarının karşılanması gibi meseleleri de beraberinde getirdi.
“Güllük Gülistanlık Bir Yer Değildi”
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Çanakkale halkının ekonomik bakımdan güç koşullar altında yaşadığını belirten Atabay, savaşların ardından kentin sınırlı kaynaklarla yeniden düzenlenmeye çalışıldığını söyledi. Belediyenin topladığı vergilerin temel hizmetleri karşılamakta yetersiz kaldığını anlatan Atabay, yerel yönetimlerin kısıtlı bütçe ve insan gücüyle faaliyet gösterdiğini ifade etti. Dönemin arşiv kayıtlarında kamu gelirlerinin yolların ve köprülerin onarılması, tarım ve hayvancılığın geliştirilmesi ile sağlık hizmetleri gibi alanlara ayrıldığının görüldüğünü aktaran Atabay, ekonomik imkânlarla karşılanması gereken ihtiyaçlar arasında büyük bir fark bulunduğunu belirtti. Çanakkale’nin o yıllardaki durumunu şu sözlerle anlattı: “Güllük gülistanlık olan bir yer değildi. Yaşanması zor olan bir yerdi burası.” Savaş ve işgal yıllarının ardından kente gelen göçmenlerin yerleşmesi, mevcut hizmetlerin geliştirilmesi ve yeni idari düzenin oluşturulması için önemli bir çaba gerektiğini belirten Atabay, dönemin koşullarını “Gelir az, yapacak iş çok” sözleriyle özetledi.


