Çok aziz ve kıymetli okurlarım. Ben şu an kendimi dünyanın en mesut insanı olarak ilan etsem hiç de mübalağa etmiş olmam.  Benim çocukluğum 1948 yılları kapalı bir ekonomi içinde geçti.  O zamanlar ilkokullar 3 sene idi 5 yıla çıkarıldı. O yıllarda okuryazar pek yoktu.  5. Sınıfı bitirdim ortaokul açılmıştı şanslıymışım.  

 Mahallede 5 bakkal vardı, bunlardan biri de babam da Bakkal Emin.  Bize Jandarma Karakolu yakındı.  Onlara aylık iaşe bedeli ödeniyordu.  Bizden alışveriş yaparlardı.  Babam biraz da Yahudilerle çalışıyordu. Onlardan epey şeyler öğrenmişti;  yumurtacılık, dericilik ve bazı alışveriş hizmetlerini onlardan öğrenmişti.

 

O zaman 1950'de Demokrat Parti iktidarda idi.  Nato’ya henüz üye değildik.  Kore'ye asker anlaşması ile asker çıkardık.  Bu bize çok şey kazandırdı.  Harbin en hızlı zamanları sürü geliyor durdurmak ne mümkün doğuştan asker olan askerlerimiz 32 paralelde bunların önünü kesiyor. Ülkemize Amerikan yardımları boldu. Okullara süt tozu, askeriyeye 30 yıllık Montofon cinsi sığır etleri falan veriliyordu

 

 Türkiye yeni yeni gelişmeye başladı. Ben de Ezine'de Ortaokulu bitirip babamın işinde çalışmaya başladım.  Yeni yeni gezici eğlence turları düzenleniyordu. Çok geniş bir repertuarları vardı.  Arada esprili sahneler mesela herhalde Ateş Böcekleri olacak;  “Ekmek aldım fırından çorap çıktı içinden.  Yumurta aldım bakkaldan civciv çıktı içinden” böyle espri şeklinde uzayıp giderdi eğlenceler. Demek ki insanlarımız da o zamanlar da hilekarlık zihniyeti varmış. 

 

Hele o zamanın tiyatro artistlerinden Tevhid BİLGE, bir duasını hiç unutmam; “ bir zamanlar onbeşe idi fasuya, seksene idi tereya, ucuzluğa El Fatiha”

 

 Sayın okurlarım ülke yeni yeni gelişiyor. Ben Uzunköprü'de iken dükkanlarda Aspirin, Gripin satılırdı.  Para çok kıttı her türlü hastalığın tedavisi Asprine, Gripine bağlıydı.  Berberleri ya  sünnetçi ya dişçi idi duydum.  Uzunköprü'ye yeni bir doktor tayin olmuş ŞAHAP BEY, kardeşim hastalanmıştı ateşi vardı alnına devamlı sirkeli bez ile yapışık dururdu.

 

Eh sayın okurlarım Necdet Bey sende tarihin en çok derinlerine iniyorsun. Bizi bıktırıyorsun demeyin.  Geçmişi hatırlamak ve unutmamak gerekir.  Çocuklarım da dinlemek istemiyor. “ Geçmişe mazi derler”diyorlar. Zaman, hayat nerelerden geldi nerelere gidiyor!

Selamlar.