Gündem

Prof. Dr Murat Türkeş: “Yangın bizi en az 30 yıl geriye götürdü”

Prof. Dr. Murat Türkeş Çanakkale’de meydana gelen büyük yangın sonrası yaptığı açıklamada yangının en az 30 yıl geriye götürdüğünü ve doğanın yeniden kendine gelmesi için süre tanınması gerektiğini belirterek, “Görünür bir çam orman ekosistemi için en az 30 yıl ama ideal anlamda 50 yıllık bir süreye ihtiyacımız var. Hem ormanı yok ettik hem de ormanın içinde milyonlarca canlı öldü, biyoçeşitlilik azaldı. Ciddi bir katliam yaşandı.” dedi.

Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş Çınarlı Köyü’nden başlayarak İntepe’ye kadar etkisini gösteren yangın sonrası açıklamalarda bulundu. Sosyal medyada ağaç seferberliği çağrılarının yanlış olduğunu belirten Türkeş, alanın yapılan incelemeler sonrası koruma altına alınması gerektiğini, ormanın kendisini yenileyebileceği alanlara hiç dokunulmamasını ve doğal gençleşmeye bırakılmasının doğru olacağını kaydetti.

Sosyal medyada konunun tartışmasına dikkat çeken Prof. Dr. Türkeş, “Akdeniz ikliminin egemen olduğu coğrafyada, Türkiye’nin güney ve batı bölgeleri yani Güneydoğu Anadolu, Akdeniz, Ege, Marmara’nın büyük bir bölümü hatta artık giderek İç Anadolu’nun batı ve güneyi Akdeniz ikliminin etkili olduğu bölgelerden. Gerçek anlamda asıl Akdeniz iklimini Güneydoğu Anadolu’da, Akdeniz’de, Ege Bölgesinde ve Güney Marmara’da görüyoruz. Bu bölge özellikle çam ağaçları ile kaplı. Kıyıdan yaklaşık 300-400 metre yüksekliğe kadar olan kıyı kuşağında ağırlıklı olarak çam ağaçları var. Bu yangının büyük bir kısmı kızılçam ormanlarında ya da koruluklarında çıkıyor. Bunun birçok nedeni var. Bir kere birinci nedeni insan bu bölgede çok aktif. Eski yerleşmelerin dışında yeni pek çok yerleşme, toplu konut alanı, yeni mahalleler hep bu çam ormanlarının, çam ormanları ile birlikte makiliklerin bulunduğu orman arazinin içinde oluyor. Dolayısıyla herhangi bir nedenle yangın çıktığında ne yazık ki bunu yönetmek, denetlemek kolay olmuyor.” dedi.

BU ORMANLARIN KENDİNİ YENİLEME BECERİSİ ÇOK YÜKSEK

Bu yıl normalden daha kurak ve sıcak koşullarla karşı karşıya kalındığını belirten Türkeş kuzey batı anadoluda kuvvetli rüzgarlarla birleştiğinde yangına elverişli bir ortamın olduğu söyledi. Yangın yönetiminin yeterli hazırlıkta olmadığı için de yayıldığı ve bugün yaşanan trajedinin yaşandığını aktaran Türkeş sözlerine şöyle devam etti: “Hemen ardından tartışma başlıyor. Kızılçam ormanları Akdeniz ikliminin egemen ağacı. Özellikle kıyıya yakın bölümde. Kendi evrimini hiç insan olmasa bile tamamlar. Daha az insan bu bölgelerde yaşarken de bu yangınlar oluyordu. Bu ormanların kendini yenileme becerisi çok yüksek. Hiç dokunulmasa bile kızılçam ormanları, kızılçam kozalağı yangında kapanıp kendini koruduğu için yeniden tam da söylendiği şekilde onları koruyan makiler de alanı kapladığı için küllerinden gerçek anlamda doğuyor. Kızılçam ormanları hemen korumaya alınırsa kayalık ve dik yamaçlar dışında ikincil süksesyon adını verdiğimiz bitki örtüsü kendisini yenileme süreci canlanıyor.”

DOĞAL GENÇLEŞMEYE BIRAKILMALI

Prof. Dr. Murat Türkeş sözlerini şöyle sürdürdü, “Çanakkale için de İzmir, Manisa, Eskişehir, Bilecik yangınları için de özellikle kızılçamların egemen olduğu orman yangınlarında öncelikle alanın korumaya alınması gerekiyor. Yanan alanların incelenmesi, kontrol edilmesi gerekiyor. Ormanın kendisini yenileyebileceği alanlara hiç dokunulmaması gerekiyor ve orada doğal gençleşmeye bırakılması gerekiyor. Doğa kendini yeniler. Doğa kendi kendisini yenilediği zaman hem çok daha başarılı oluyor hem de biyolojik ve tür çeşitliliği daha fazla oluyor. Dolayısıyla Çanakkale’de de önce sakin olmak gerekiyor. Orman Bölge Müdürlüğü teknik elemanları inceleyecektir ama en önemli şey koruma altına almaktır. Yanan alanlara baktığımda çok açıkça bol kozalak var ve bu da verimliliğin yüksek olduğunu gösteriyor. Kayalık, toprağını kaybetmiş dik yamaçlarda da zamanla yine araziye zarar vermeden, yörenin ağaçları kullanılarak ağaçlandırma yapılabilir.”

İDEAL ANLAMDA 50 YILLIK BİR SÜREYE İHTİYAÇ VAR

Makilerin ekosistem için faydasından da bahseden Türkeş, “Makilikler hızla hemen ilk yağışlar ile birlikte kendini yenilemeye başladığı için topraktaki çam kozalaklarının korunmasını da sağlıyor. Böylece kozalaklar da dış etmenlerden daha az etkilenerek açılıyor toprakta ve sürgünler birkaç sene içinde görünür hale geliyor. Doğal bitki örtüsü; kızılçamlar, makilikler ve bazı meşe türleri olarak söyleyebiliriz. Ağırlıklı olarak kızılçamlar yandı. Onun kendini yenileme başarısı çok yüksek. Yeni koruluklar oluşacak. Hiç başlarına bir şey gelmezse 30 yıl içinde yeniden oralarda kızılçam ormanının geliştiğini göreceğiz. Kaybımız en az 30 yıl. 2007 yılında yanan yerler yeni gözüküyordu. Görünür bir çam orman ekosistemi için en az 30 yıl ama ideal anlamda 50 yıllık bir süreye ihtiyacımız var. Hem ormanı yok ettik hem de ormanın içinde milyonlarca canlı öldü, biyoçeşitlilik azaldı. Ciddi bir katliam yaşandı. Orman içi yerleşmelerin yeniden gözden geçirilmesi ve yeniden tasarlanması gerekiyor. Bundan sonra hiçbir konut projesine bireysel ya da toplu konuta, ormanın içinde ama özellikle kızılçam ormanının içinde izin vermemek gerekiyor. Nasıl kamu gerektirdiği zaman kamulaştırma yapıyorsa bu kez orman içinde açılmış, geçmişte 2B olarak değerlendirilmiş ya da hala kaçak konut olarak yapılmış alanların hızla boş ya da dolu yandı ya da yanmadı gözetmeksizin hızla kamulaştırılarak orman rejimine dahil edilmesini öneriyorum. “şeklinde konuştu.

Simge Özden