Yaşam

Her Gün Aynı Yerde Buluşuyorlar: Mezarlığın Sincapları ve Onların Baran'ı

Çanakkale Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü personeli Baran Aladağ, yıllardır görev yaptığı mezarlıkta yalnızca insan hikâyelerine değil, doğanın sessiz sakinlerine de tanıklık ediyor. Kaleninsesi'ne verdiği özel röportajda sincaplarla kurduğu sıra dışı dostluğu anlatan Aladağ, birkaç cevizle başlayan hikâyenin bugün yaklaşık 60 sincabın yer aldığı güçlü bir bağa dönüştüğünü söyledi.

Her sabah mesaisine mezarlıkta başlayan Baran Aladağ'ın ilk ziyaretçileri çoğu zaman insanlar olmuyor. Ağaçların dalları arasında hareketlenen sincaplar, yıllardır kendilerine yiyecek veren dostlarını uzaktan fark ediyor. Çanakkale Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü'nde görev yapan Aladağ için bu artık sıradan bir karşılaşma değil; yıllar içerisinde oluşan güvenin ve sevginin bir sonucu.

Birçok kişinin sessizlik ve hüzünle özdeşleştirdiği mezarlıklar, onun için aynı zamanda doğanın en saf haliyle yaşadığı yerlerden biri. Defin işlemleri arasında geçen yıllar boyunca sincaplarla kurduğu bağ ise bugün sosyal medyada ilgi gören bir hikâyeye dönüşmüş durumda.

İnşaattan Mezarlığa Uzanan Yolculuk

Kaleninsesi'ne konuşan Baran Aladağ, belediyede çalışmadan önce inşaat sektöründe görev yaptığını anlattı. Daha sonra Çanakkale Belediyesi'ne yaptığı iş başvurusunun ardından Mezarlıklar Müdürlüğü'nde göreve başladığını belirten Aladağ, yıllardır aynı alanda çalıştığını söyledi.

"Ben Baran Aladağ. Çanakkale Belediyesi'nde çalışmadan önce inşaatta çalışıyordum. Daha sonra belediyeye iş başvurusunda bulundum. Mezarlıklar Müdürlüğü'nde göreve başladım. İlk önce temizlik işçisi olarak çalıştım. Sonrasında mezar kazıcı olarak devam ettim. İşimi de severek yapıyorum."

Mesleğini severek yaptığını söyleyen Aladağ, mezarlıkta geçirdiği yılların kendisine farklı bir bakış açısı kazandırdığını ifade ediyor.

Birkaç Cevizle Başlayan Dostluk

Bugün onlarca sincabın kendisini tanıdığını söyleyen Aladağ'ın hikâyesi aslında oldukça mütevazı bir başlangıca dayanıyor.

Sincaplara karşı her zaman ilgisi olduğunu belirten Aladağ, ilk zamanlarda mezarlıkta yalnızca birkaç sincap gördüğünü anlattı.

"Sincaplara ilgim vardı. Bunları ilk gördüğümde iki üç taneydiler. Önceleri elimde ceviz uzatarak alıştırdım. Sonrasında bana güven duymaya başladılar. Sürekli gelmeye başladılar. Şu anki duruma da böyle geldik." Ancak bu dostluk bir günde kurulmadı. Aladağ, sincapların güvenini kazanmanın zaman aldığını belirterek yıllar içerisinde aralarında güçlü bir bağ oluştuğunu söyledi. "Sincapların bana güvenmesi bir iki yıl sürdü. Yakınlık duydukça ben de onlara yakın olmaya başladım. Bu gerçekten mutluluk verici bir şey."

"Evladım Gibi Oldular"

Yıllar boyunca aynı yaşam alanını paylaşmanın aralarındaki bağı güçlendirdiğini söyleyen Aladağ, bugün sincapları yalnızca beslediği hayvanlar olarak görmediğini ifade etti. "Tabii ki yıllar geçtikçe onlara olan bağım daha da güçlendi. Sincaplar yaramaz çocuk gibiler. Evladım gibi oldular." Bu sözler, mezarlıkta başlayan dostluğun bugün geldiği noktayı da özetliyor.

Aladağ'ın anlattıklarına göre her sincabın ayrı bir karakteri ve davranışı bulunuyor. Bazıları uzaktan yiyeceğini alıp giderken, bazıları ise yıllardır süren güven ilişkisi sayesinde yanına kadar geliyor.

15 Yakın Dost, 60'a Yakın Sincap

Mezarlıkta yaşayan sincapların sayısının her geçen yıl arttığını belirten Aladağ, bugün yaklaşık 50 ila 60 sincabın bölgede yaşadığını tahmin ediyor.

Bu sincapların tamamı kendisine yaklaşmasa da yaklaşık 15 tanesinin kendisini tanıdığını ve doğrudan yanına geldiğini söyledi. "Şu an ilgilendiğim ve bana gelen yaklaşık 15 sincap var. Geri kalanlar için yiyeceklerini belirli yerlere bırakıyorum. Onlar da gelip yiyip gidiyorlar. Toplamda 50-60 kadar sincap olduğunu düşünüyorum."

Mezarlığın En Bilinen Sakini: Alvin

Yıllar içerisinde birçok sincapla özel anılar biriktirdiğini söyleyen Aladağ'ın en çok bahsettiği isim ise Alvin. Onun diğer sincaplardan farklı bir yeri olduğunu belirten Aladağ, unutamadığı anılarının başında Alvin'in geldiğini anlattı. "Hiç unutamayacağım anılarım var. Alvin diye bir sincabım var. O benim için farklı. Cebimde benimle birlikte çok cenaze defin yaptım."

İlk kez duyanlar için sıra dışı gelebilecek bu hikâye, aslında yıllar boyunca kurulan güven ilişkisinin en dikkat çekici örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Mezarlıkta görevini sürdürürken cebinde taşıdığı Alvin, zamanla çevredeki insanların da dikkatini çeken bir dostluğa dönüşmüş durumda.

"Burası Menfaatin ve Çıkarın Olmadığı Bir Yer"

Mezarlıkların çoğu insan için hüzün anlamına geldiğini söyleyen Aladağ, burada çalışmanın kendisine doğayı ve yaşamı farklı bir açıdan görmeyi öğrettiğini ifade etti. "Evet, burası hüznün olduğu bir yer. Lakin bir taraftan baktığında menfaatin ve çıkarların olmadığı bir yer. Sessiz ve sakin bir yer." Aladağ'a göre mezarlık yalnızca insanların sevdiklerini ziyaret ettiği bir alan değil; aynı zamanda kuşların, sincapların ve birçok canlının yaşamını sürdürdüğü doğal bir habitat.

Sosyal Medyada İlgi Görüyor

Sosyal medyada paylaştığı görüntülerle çok sayıda kişiye ulaştığını belirten Aladağ, videolarının arkasında herhangi bir beklenti olmadığını söylüyor. "Sosyal medyada paylaştığım içerikler, aslında masum bir güzelliğin simgesi sadece." Doğanın içinden gelen bu görüntülerin insanların ilgisini çekmesinin nedeninin de samimiyet olduğunu düşünüyor.

"Bu Hayvanların Yeri Doğadır"

Röportajın sonunda vatandaşlara çağrıda bulunan Aladağ, özellikle yabani hayvanların doğal yaşam alanlarından koparılmaması gerektiğini vurguladı. "Bu hayvanlar doğa hayvanıdır. Kimileri evde bakıyor ve evcilleştiriyor ama bunların yeri ev değil, doğadır. Lütfen bu konuda biraz duyarlı olalım." Doğaya karşı daha hassas olunması gerektiğini belirten Aladağ sözlerini şöyle tamamladı: "Doğaya karşı biraz duyarlı olalım. Bu yabani hayvanlar doğanın bir parçası. Onları düşünüyorsanız ağaçların olduğu yerlere yiyecek bırakın. Onlar da nasiplerini oralarda alırlar."

Çanakkale'nin en sessiz noktalarından birinde başlayan bu hikâye, yıllar içerisinde yalnızca bir insan ile sincaplar arasında kurulan dostluğun değil, doğayla kurulan güven ilişkisinin de sembolü haline gelmiş durumda.