Prof. Dr. Erginal, Doğu Anadolu’dan Marmara Bölgesi’ne Türkiye göllerinde yaptıkları çok sayıda araştırmanın sonuçları hakkında önemli bilgiler verdi. Göllerimizde insan kaynaklı metal zenginleşmesi yanı sıra besin tuzu zenginleşmesinden kaynaklanan ötrofik koşullar nedeniyle çözünmüş oksijen düzeylerinin canlı yaşamını tehdit edecek seviyelere düşebileceğini belirten Erginal sözlerine şöyle devam etti; “Su yaşamın devamı için vazgeçilmezdir. Savunmasız ve kırılgan ekosistemleri barındıran göllerde çok çeşitli canlılar yaşar ve bu canlıların önemli bir kısmı da besin zincirinin bir parçasıdır. Uzaklarda yapılan bir madencilik faaliyetinin atık suları, bacasından kirletici gaz ve partiküller çıkaran bir termik santral, şehirsel atıklar, zirai faaliyetlerde aşırı kullanılan gübre ve pestisitler, sanayi atıkları gibi farklı kaynaklardan gelen metaller, azot, fosfor vb. yeraltı suları ve akarsular vasıtasıyla göllere ulaşırlar. Bu kirleticiler ve besin elementleri göl sularının kalitesini zamanla bozar. Besin maddelerince zenginleşen göllerde hızla çoğalan mikroalglerin aşırı çoğalması ve daha sonra ölmeleriyle sisteme giren organik maddenin bakteriler tarafından ayrıştırılması sırasında çözünmüş oksijen hızla tüketilir. Çözünmüş oksijen kritik seviyelerin altına düştüğünde anaerobik koşullar gelişir ve sülfat indirgen bakterilerin faaliyetleri sonucunda hidrojen sülfür (H₂S) gibi sülfürlü bileşikler oluşmaya başlar. Bu da gölün ciddi oksijen stresi altında olduğunun göstergelerinden biridir. Ekosistem sağlığı tehlikeye girer.
Ülkemizdeki göllerin bazılarında durum vahim, bazılarında ise çok kötü değil. Birkaç örnek vereyim; Örneğin Tortum Gölü’nün tabanından aldığımız örneklerde minimal düzeyde metal zenginleşmesi belirlemiştik. Yani Tortum Gölü’nün dip çamurları oldukça temiz. Ama Çanakkale Boğazı’nın Marmara Denizi’ne açıldığı kesimde bulunan Çardak lagününde aynı şeyi söylemek mümkün değil. Metal zenginleşmesinin besin zinciri boyunca biyobirikim açısından risk oluşturabileceğini söylemek mümkün. Ayrıca organik kirliliğe bağlı olarak oksijensizlik eğilimi söz konusu. Birkaç metre yanı başında oksijence zengin Çanakkale Boğazının serin sularına karşın durum bu. Dip çökellerinden elde ettiğimiz veriler geçmişte oksijen yetersizliğine işaret ediyor; ancak günümüzde suların oksijen bakımından zenginleşmeye başladığına dair veriler var. Bu da iyiye işaret… Yine ülkemizin iki uç noktasından daha örnek vereyim; Gerek Türkiye’nin kuzeybatı ucunda eşsiz longoz ormanları ile bildiğimiz Erikli Gölü’nde, gerekse kuzeydoğu ucundaki Çıldır Gölünde de potansiyel toksik element zenginleşmesi söz konusu. En kötü örnek ise Küçükçekmece Gölü diyebilirim. Gölde yerleşim birimlerinden ve sanayiden (otomotiv, alüminyum, bakır döküm, cam, gıda, kimya, tekstil gibi) kaynaklanan kirlilik öyle bir boyuta ulaştı ki, göl dibinde nikel, arsenik, civa, kadmiyum ve çinko birikimi yüksek ekolojik risk oluşturabilecek düzeylere ulaşmış durumda. Bu bulgular bize şunu anlatıyor; bir an önce göllerimizde gelecekteki potansiyel toksik elementler ve oksijensizlik tehlikesine karşı koruyucu önlemleri arttırmalıyız. Ayrıca Türkiye’deki tüm göllerin potansiyel toksik element dağılışı haritaları da hazırlanmalı. Su ile birlikte göl sedimentlerini de detay incelemek, su ve sediment kalitesini izlemek zorundayız.”




