Türk şiirinin koca çınarı Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın dizeleri bu kez tuvaldeki renklerle diyaloğa girdi. PonART Akademi Galeri ve ARTIST Organization işbirliğiyle düzenlenen "Fazıl Hüsnü Dağlarca Anısına: Şiir Gibi, Lirik Yansımalar" sergisi kapsamında gerçekleşen söyleşi şairin az bilinen "resim eleştirmeni" kimliğini odak noktasına taşıdı. Etkinlikte Ruşen Eşref Yılmaz’ın Ve Yayınevi’nden çıkan "Dağlarca ile Resim Söylemek" kitabı üzerinden şairin görsel sanatlarla kurduğu derin felsefi bağ irdelendi.
Elin Bildiği Başka Bir Resim
Etkinliğin ana konuşmacısı yazar ve ressam Ruşen Eşref Yılmaz Dağlarca’nın sadece sözcüklerin değil imgelerin de ustası olduğunu vurguladı. Yılmaz şairin yaratıcılık sürecinde bilinçdışının rolünü "Bir ressam ne yaparsa yapsın hiçbir zaman resme hakim olamaz. Elin bildiği başka bir resim vardır" sözüyle tanımladığını aktardı. Dağlarca’nın Rembrandt gibi büyük ustaların eserleri karşısında "Stendhal Sendromu" olarak bilinen yüksek sanat coşkusunu derinden hissettiği ve bir tablo karşısında gözyaşlarını tutamayarak "Ben resimden anlasaydım orada düşüp ölecektim" dediği anlar dinleyicilerle paylaşıldı.
Dizelerin Rengi ve Mekânın Dili
Proje direktörlüğünü Murat Demirkol’un üstlendiği ve 14-27 Ocak tarihleri arasında PonART’ta sanatseverlerle buluşan sergide 22 sanatçı şairin dizelerini tuvale yansıttı. Söyleşide eserlerin analizine de yer verildi. Songül Canerik Dağlarca’nın "Kubilay" şiirindeki tarihsel trajediyi kırmızı ve yeşil tonlarla yorumlarken ölüm kavramını "karanfil" imgesiyle sembolleştirdiğini belirtti. Ressam Nehir Karagöz ise "Geçen Şey" şiirindeki zamanın geçiciliğini mekânın içsel dokusu ve koltuklar üzerinden görselleştirdiğini ifade etti.
Baylan’dan Kalan Bellek
Etkinliğin moderatörlüğünü üstlenen ve 2014 yılında "Dağlarca Burada" belgeseline imza atan araştırmacı-yazar Yasemin Arpa 1990’lı yıllarda Baylan Pastanesi’nde şairle gerçekleştirdiği söyleşilerine ilişkin tanıklıklarını aktardı. Arpa şairin dünyasına girmenin inceliklerini anlatırken Dağlarca’nın yaşamına dair pek çok detayın hâlâ gizemini koruduğuna dikkat çekti.
Tavladan Sanata Uzanan Vefa
Ev sahibi PonART’ın kurucusu Muhammed Bey ise üniversite yıllarında Dağlarca ile tavla oynadıkları günlerden kalan dostluğun bugün böylesine kapsamlı bir sanat projesine dönüştüğünü dile getirdi. Şiir ve resmin "flörtü" olarak nitelendirilen bu buluşma kişisel bir vefa borcunun toplumsal bir bellek çalışmasına dönüşmesinin örneği oldu.