Avustralya açıklarındaki Lord Howe Adası’nda yaşayan ve 20’nci yüzyılın başlarında neslinin tükendiği düşünülen Lord Howe Adası çubuk böceği (Dryococelus australis), yıllar sonra okyanusun ortasındaki sarp bir volkanik kayalıkta yeniden ortaya çıktı. Halk arasında “ağaç ıstakozu” olarak da bilinen türün yaklaşık 15 santimetreye ulaşabildiği belirtiliyor.
Sıçanlar nedeniyle adadan kayboldular
Uçamayan, koyu renkli ve iri yapılı böcekler, geçmişte Lord Howe Adası’nın doğal yaşamının bir parçasıydı. Ancak 1918 yılında adaya yakın bir noktada bir geminin karaya oturmasının ardından siyah sıçanların adaya ulaşması, tür açısından büyük bir tehdit oluşturdu.
Sıçanların böcekleri avlaması sonucunda popülasyon kısa sürede büyük ölçüde azaldı. 1920’li yıllardan itibaren adada canlı bireylere rastlanmaması üzerine türün tamamen yok olduğu düşünüldü.
Ancak yaklaşık 80 yıl boyunca süren bu varsayımın gerçeği yansıtmadığı daha sonra ortaya çıktı.
Yok olduğu düşünülen tür 23 kilometre uzakta bulundu
Lord Howe Adası’nın yaklaşık 23 kilometre açığında bulunan Ball’s Pyramid, okyanustan yaklaşık 562 metre yükselen devasa bir volkanik kaya kütlesi olarak biliniyor. Dik yamaçları ve zorlu koşulları nedeniyle yaşam için elverişsiz olduğu düşünülen kayalık, neslinin tükendiği sanılan türün sığınağı oldu.
2001 yılında araştırmacılar, Ball’s Pyramid üzerindeki tek bir çalılığın çevresinde yaşayan Lord Howe Adası çubuk böceklerini keşfetti. Böylece yaklaşık 80 yıldır yok olduğu düşünülen türün aslında küçük bir popülasyon halinde yaşamını sürdürdüğü anlaşıldı.
Geceleri aktif oluyorlar
Lord Howe Adası çubuk böcekleri ağırlıklı olarak geceleri aktif yaşam sürüyor. Gündüzleri saklanan böcekler, hava karardıktan sonra beslenmek için ortaya çıkıyor.
Araştırmacıların gözlemlerinde türün dikkat çeken davranışlarından biri de dinlenme sırasında birbirleriyle yakın fiziksel temas kurmaları oldu. Erkeklerin bacaklarını dişilerin üzerine yerleştirdiği ve uzun süre birbirlerinden ayrılmadan durabildikleri gözlemlendi.
Bu davranış dışarıdan bakıldığında böceklerin birbirlerine sarıldığı izlenimi verse de türün ömür boyu tek eşli olduğuna ilişkin kesin bir bilimsel kanıt bulunmuyor.
Erkek olmadan da çoğalabiliyorlar
Türün en dikkat çekici özelliklerinden biri ise dişilerin erkek olmadan yavru üretebilmesi. Partenogenez olarak adlandırılan bu üreme biçiminde döllenmemiş yumurtalardan yeni bireyler gelişebiliyor.
Özellikle çok küçük ve izole popülasyonlarda eş bulmanın zor olduğu durumlarda bu özellik türün devamlılığı açısından avantaj sağlayabiliyor. Ancak bu mekanizma tek başına türün uzun vadede hayatta kalmasını garanti etmiyor.
DNA araştırması aynı tür olduklarını doğruladı
Ball’s Pyramid’de bulunan böceklerin geçmişte Lord Howe Adası’ndan toplanan müze örneklerinden bazı fiziksel farklılıklar göstermesi, araştırmacıların aklına önemli bir soru getirdi: Kayalıkta bulunan canlılar gerçekten neslinin tükendiği düşünülen türle aynı mıydı?
2017 yılında Current Biology dergisinde yayımlanan genetik araştırma, bu soruya önemli bir yanıt verdi. DNA karşılaştırmaları, Ball’s Pyramid’de yaşayan popülasyon ile tarihî müze örneklerinin aynı türe ait olduğunu destekledi.
Böylece türün ortadan kaybolmadığı, yalnızca son derece küçük ve ulaşılması güç bir yaşam alanına çekildiği bilimsel olarak da güçlendirilmiş oldu.
Şimdi yeniden doğaya kazandırılmaları hedefleniyor
Türün yeniden keşfedilmesinin ardından koruma çalışmaları hız kazandı. Araştırmacılar, bulunan bireylerden üretim kolonileri oluşturarak yeni nesiller yetiştirmeye başladı.
Aynı zamanda Lord Howe Adası’nda türün yok olmasında önemli rol oynayan istilacı sıçanların ortadan kaldırılması için kapsamlı çalışmalar yürütüldü.
Bu çalışmalar, Lord Howe Adası çubuk böceğinin gelecekte yeniden doğal yaşam alanına döndürülmesinin önünü açmayı amaçlıyor. Ancak yeniden yerleştirme sürecinin ekosistem üzerindeki etkileri ve türün yaşam koşulları dikkate alınarak dikkatli biçimde yürütülmesi gerekiyor.
80 yıllık “yok oluş” hikâyesi
Lord Howe Adası çubuk böceğinin hikâyesi, bilim dünyasında nesli tükendiği düşünülen türlerin yeniden keşfedilmesinin en dikkat çekici örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.
İnsanların yaklaşık 80 yıl boyunca tamamen yok olduğunu düşündüğü bu canlıların, ana adadan yalnızca yaklaşık 23 kilometre uzaklıktaki sarp bir volkanik kayalıkta yaşamlarını sürdürdüğü ortaya çıktı.
Okyanusun ortasında, zorlu koşullar altında hayatta kalan küçük bir popülasyon bugün ise koruma çalışmalarının merkezinde yer alıyor. Türün hikâyesi, doğada bir canlıya uzun süre rastlanmamasının her zaman onun tamamen yok olduğu anlamına gelmediğini bir kez daha ortaya koyuyor.




