Dünya genelinde milyarlarca insanın beslenmesi, çok sayıda tarımsal ürün ve hayvan türünden oluşan geniş bir çeşitliliğe değil, sınırlı sayıdaki türe dayanıyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) verileri, küresel gıda sisteminin ağırlıklı olarak 12 bitki ve 5 hayvan türü üzerinde yoğunlaştığını ortaya koyuyor.
Bu 12 bitki arasında buğday, pirinç, mısır, şeker kamışı, soya, patates, palm yağı, manyok, tatlı patates, yer fıstığı, darı ve sorgum bulunuyor. Hayvansal üretimde ise tavuk, sığır, domuz, koyun ve keçi başı çekiyor.
Kalorilerin büyük bölümü üç üründen
Küresel beslenmedeki yoğunlaşmanın en dikkat çekici boyutlarından biri ise pirinç, buğday ve mısırda görülüyor. Dünya genelinde tüketilen kalorilerin yaklaşık yüzde 60'ı yalnızca bu üç temel üründen sağlanıyor.
Bu durum, tarımsal üretimde yaşanabilecek bölgesel ya da küresel bir sorunun çok daha geniş bir kesimi etkileyebilmesine neden oluyor. Tek bir ürünün hastalık, zararlı, aşırı sıcaklık, kuraklık veya başka bir iklim kaynaklı tehditle karşı karşıya kalması, yalnızca üreticiyi değil, gıda tedarik zincirinin tamamını etkileyebilecek sonuçlar doğurabiliyor.
Teknoloji kıtlık riskini azalttı ancak ortadan kaldırmadı
Tarih boyunca kuraklık, savaş, ürün kayıpları ve doğal afetlerin yol açtığı kıtlıklar, toplumlarda kitlesel ölümlere kadar varan sonuçlar doğurdu. Tarımsal üretimdeki gelişmeler, sulama sistemleri, modern depolama ve lojistik imkanları, gübreleme ve bitki ıslahı gibi teknolojik ilerlemeler sayesinde günümüzde bu tür risklerin etkisi geçmişe kıyasla önemli ölçüde azaltıldı.
Ancak teknolojik gelişmeler, gıda krizleri ihtimalini tamamen ortadan kaldırmış değil. Özellikle iklim değişikliği, su kaynaklarının azalması, yeni hastalık ve zararlıların ortaya çıkması gibi tehditler, dünya genelinde tarımsal üretimin sürdürülebilirliği açısından yeni riskler oluşturuyor.
Gıda çeşitliliği güvenlik meselesi haline geliyor
Gıda üretiminin az sayıda türe yoğunlaşması, verimliliği artırırken aynı zamanda sistemin dayanıklılığını da azaltabiliyor. Farklı bitki türlerinin ve yerel çeşitlerin üretimde daha fazla yer bulması ise olası krizlere karşı bir çeşitlendirme mekanizması oluşturuyor.
Bu nedenle gıda güvenliği yalnızca “yeterli miktarda gıda üretmek” meselesi olarak değil, aynı zamanda “farklı ve dayanıklı kaynaklardan gıda üretebilmek” açısından da değerlendiriliyor. Dünyanın gelecekte karşılaşabileceği iklim ve hastalık riskleri düşünüldüğünde, tarımsal biyolojik çeşitliliğin korunması giderek daha kritik bir başlık haline geliyor.




