Bihter Yasemin Adalı, resim, yerleştirme ve performansı bir araya getirdiği yeni sergisi “Haz ile Göklenir Dünya” ile 7 Şubat 2026’da sanatseverlerle buluşuyor. Sergi, yaşamla ölüm, bilinenle bilinçdışına itilen arasındaki sınırları kaldırarak izleyiciyi yalnızca bir gözlemci olmaktan çıkarıp yapıtın etkin bir parçası kılıyor.

Bilinçdışına Açılan Kapı: Rüya Kulübesi
Serginin kalbinde, alışılagelmiş galeri deneyimini dönüştüren özel bir yapı yer alıyor. Sanatçının bir bahçe gibi kurguladığı alanda, kiliselerdeki iç dökme odalarını andıran küçük bir kulübe bulunuyor. Bu alan, izleyicinin dış dünyadan soyutlanarak kendi iç sesine kulak verdiği bir sığınağa dönüşüyor.
Ziyaretçiler, bu kulübede tekrar eden rüyalarını anonim olarak sesli kaydedebiliyor. Bireysel belleğin en mahrem alanı olan rüyalar, sergi süresince her cumartesi düzenlenecek performanslarda ortak bir anlatıya dönüşüyor. İzleyicinin sesiyle şekillenen bu süreç, bahçeyi uyanıklıkla düş arasında soluk alıp veren canlı bir organizma haline getiriyor.

Nesnelerin ve Mekânın Dönüşümü
Adalı, yapıtlarında nesneleri, zamanın içinde donmuş ve başkalaşmak üzereyken yakalıyor. Bir mektup zarfı eve, asma kilit bir lahite dönüşürken, gündelik nesneler yeni anlam katmanları kazanıyor. Resimlerden sarkan avizelerden yayılan sesler ve bahçeye yerleştirilen boks torbaları, domino taşları gibi öğeler, izleyiciyi çok katmanlı bir zihin oyununun içine çekiyor.
Bu "eşikte olma" durumu, ne tam içeride ne dışarıda, ne geçmişte ne de gelecekte olmayı imliyor. Sanatçı, bu araf durumunu "köklenmek mi, çürümek mi?" sorusuyla derinleştirerek, izleyiciyi kendi yaşam yönelimlerini sorgulamaya itiyor.

Ruhun ve Toprağın Onarımı
Sanat yaşamını sanat psikoterapistliği ile çift yönlü sürdüren Adalı, yapıtlarında onarıcı bir yaklaşım benimsiyor. New York ve Kaliforniya'daki eğitimi sırasında dışavurumcu sanat ve dansla harmanladığı tekniği, sergide somut bir karşılık buluyor.
Sanatçı, toprağın ve ruhun hırpalandığı bir çağda, sanatını kopuk bağları onarmanın bir aracı olarak sunuyor. Zihinle beden, bireyle toplum arasındaki ayrışmayı reddeden Adalı; izleyiciyi acıları, hazları ve rüyalarıyla yüzleşeceği, tekinsiz ama bir o kadar da sağaltıcı bir deneyime davet ediyor.



