Türkiye’de zeytin üretiminde 2026 yılı için, “var yılı” olarak tanımlanan sezonda rekor üretim beklentisi üreticinin yüzünü güldürmeye yetmiyor. S.S. Geyikli Beldesi Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı ve Olive Çanakkale Düzenleme Kurulu Üyesi Tayfur Can, artan işçilik, mazot, gübre ve ilaçlama maliyetleri nedeniyle yüksek rekoltenin üretici açısından yeterli kazanca dönüşmediğini belirterek, zeytinyağının toptan satış fiyatının en az 300 TL olması gerektiğini söyledi.

Balıkesir Üniversitesi Edremit Meslek Yüksekokulu Zeytincilik Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Mücahit Kıvrak ise Türkiye’nin ihracatta uygulanan yasak ve kotalar nedeniyle dış pazarlardaki müşterilerini kaybettiğine dikkat çekerek, “Asıl sorun pazarımızı kaybettik ve zeytin turizmine de yeterince değer vermiyoruz,” dedi.

2026’nın zeytin açısından “var yılı” olması nedeniyle yüksek rekolte beklenirken, üreticinin gündeminde ise başka bir soru bulunuyor: Artan ürün nasıl değerlendirilecek ve üretici bu bereketten ne kadar pay alabilecek?

Rekor üretim tek başına kazanç anlamına gelmiyor

Zeytin üreticisinin en önemli sorunlarından birinin artan maliyetler olduğunu belirten Olive Çanakkale Düzenleme Kurulu Üyesi Tayfur Can, yüksek üretimin üretici açısından otomatik olarak yüksek kazanç anlamına gelmediğini söyledi.

“Var yılı demek üreticinin çok kazandığı anlamına gelmez” diyen Can, özellikle işçilik maliyetlerinin üretim giderleri içerisindeki payının ciddi biçimde arttığına dikkat çekti.

Can, bir işçinin günlük yevmiyesinin 2 bin TL seviyesine ulaştığını, bunun yanında mazot, gübre, ilaçlama ve budama gibi kalemlerin de üreticinin maliyetlerini yükselttiğini belirtti. Zeytinin var yılında daha fazla ürün elde edildiğini ancak artan ürünün maliyetleri tek başına aşağı çekmediğini ifade eden Can, üreticinin yüksek miktarda üretim yaparak ancak “sürümden” kazanmaya çalıştığını aktardı.

Can, geçmiş yıllarda üreticinin elde ettiği gelirin önemli bölümünün toplama maliyetlerini karşılamaya gittiğini, bugün ise tablonun daha da ağırlaştığını söyledi.

“Eskiden üçte ikisi toplama maliyetine giderken üçte biri bize kalıyordu. Şimdi ise dörtte birini satış için vermem gerekiyor, üçte biri kalıyor artık zeytinyağı için” diyen Can, mazot fiyatlarının da üreticiyi zorladığını belirtti.

“Zeytinyağı en az 300 TL olmalı”

Zeytinyağında üreticinin para kazanabilmesi için fiyatların maliyetlerin üzerinde oluşması gerektiğini vurgulayan Can, mevcut fiyat seviyelerinin üreticiyi zor durumda bıraktığını söyledi.

Başkan Şen: “Çiftçinin sadece kazancına değil, yarattığı değere de bakmak gerek”
Başkan Şen: “Çiftçinin sadece kazancına değil, yarattığı değere de bakmak gerek”
İçeriği Görüntüle

Can’a göre zeytinyağının toptan satış fiyatının en az 300 TL seviyesinde olması gerekiyor. Bunun mümkün olmadığı durumda ise üreticiye kilogram başına doğrudan destek verilmesi gerektiğini ifade eden Can, bazı satışlarda fiyatların 130 TL seviyelerine kadar gerilemesinin üreticiyi zararına satış yapmaya ittiğini kaydetti.

Can, “Şu an 220 TL’lerde ve maliyetin altında, 130 TL’ye kadar satış yapılıyor. Zararına bir süreç ilerliyor” sözleriyle üreticinin yaşadığı fiyat baskısını ortaya koydu.

Sahte yağ uyarısı: “Tüketici gerçek zeytinyağını bilmiyor”

Can, sektörün yalnızca üretim maliyetleriyle değil, piyasadaki kayıt dışı ve kalitesiz ürünlerle de mücadele ettiğini belirtti.

Bazı işletmelerde zeytinyağının açık ambalajlarla ve uygun olmayan koşullarda satışa sunulduğunu ifade eden Can, özellikle düşük fiyatlı ürünlerin tüketicinin kafasında gerçek zeytinyağının fiyatı konusunda yanlış bir algı oluşturduğunu söyledi.

Can, 5 kilogramlık bir teneke zeytinyağının yaklaşık 2 bin TL seviyesinde olması gerekirken çok daha düşük fiyatlara satılabildiğini belirterek, tüketicinin satın aldığı ürünün gerçek zeytinyağı olup olmadığını anlamakta zorlandığını ifade etti.

Tariş’in elindeki zeytinyağı stoklarına da dikkat çeken Can, piyasada ürün fazlasının bulunduğunu ve yeni sezonda açıklanacak fiyatların üretici üzerindeki baskıyı tek başına ortadan kaldırmasının zor olduğunu söyledi.

Sorun yalnızca fiyat değil, kaybedilen dış pazar

Balıkesir Üniversitesi Edremit Meslek Yüksekokulu Zeytincilik Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Mücahit Kıvrak ise zeytin ve zeytinyağı sektörünün temel probleminin yalnızca maliyetler veya ABD’nin uyguladığı vergi artışı üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.

ABD’nin zeytinyağına yönelik vergi oranındaki yüzde 2,5’lik artışın tek başına sektör açısından aşılması mümkün olmayan bir sorun olmadığını belirten Kıvrak, Türkiye açısından daha büyük problemin geçmiş yıllarda uygulanan ihracat yasakları ve kotalar nedeniyle kaybedilen pazarlar olduğunu ifade etti.

Kıvrak, Türkiye’nin geçmişte ihracat yaptığı bazı müşterilerini uygulanan yasak ve kotalar nedeniyle kaybettiğini belirterek, “Önceden zeytinyağını verdiğimiz müşteriyi kaybettik. Çünkü önce verdik, oradan pazar kazandık. Sonra yasaklar ve kotalar gelince raflara yetiştiremedik, müşteriyi kaybettik. Hem de güveni kaybettik” dedi.

Kıvrak’a göre ihracat pazarında yalnızca fiyat avantajı değil, süreklilik ve güven de büyük önem taşıyor. Bir pazara girmenin yıllar alabildiğini, ancak istikrarsız tedarik nedeniyle bu pazarın kısa sürede kaybedilebildiğini belirten Kıvrak, Türkiye’nin tarım ürünlerini dış pazarlarda daha profesyonel biçimde tanıtması gerektiğini söyledi.

“İhracatın temeli reklam ve tanıtımla atılır”

Türkiye’nin tarımsal ürünlerini uluslararası alanda yeterince markalaştıramadığını savunan Kıvrak, devletin ve sektörün birlikte yürüteceği tanıtım çalışmalarının önemine dikkat çekti.

Kıvrak, Türkiye’nin tarım ürünlerinin tanıtımını yalnızca fuarlara veya klasik ihracat görüşmelerine bırakmaması gerektiğini belirterek, üst düzey temasların dahi bir tanıtım fırsatına dönüştürülebileceğini söyledi.

Geçmişte Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı ile bir etkinlikte Türk tarım ürünlerini tüketmesinin kamuoyunda büyük görünürlük oluşturduğunu hatırlatan Kıvrak, benzer bir tanıtım modelinin zeytinyağı için de uygulanabileceğini ifade etti.

Kıvrak, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yurt dışı temaslarında Türk zeytinyağının kökeninin, niteliğinin ve Türkiye’nin üretim gücünün anlatılması gerektiğini belirterek, “Bir tarım ürünümüzü ihracat noktasında iyi pazarlayamıyoruz. Hem millet olarak hem devlet olarak hazır değiliz. Bu tespiti artık yapmamız lazım” değerlendirmesinde bulundu.

Avrupa pazarında kota da üreticiyi zorluyor

Kıvrak, Avrupa Birliği pazarında ambalajlı zeytinyağı ihracatına ilişkin kotanın da Türkiye açısından önemli bir sorun olduğunu belirtti.

Türkiye’nin ambalajlı zeytinyağı ihracatında kilogram başına yaklaşık 1,3 euro bedel ödemek durumunda kaldığını ifade eden Kıvrak, dökme zeytinyağında ise aynı durumun söz konusu olmadığını söyledi.

Türkiye’nin Avrupa Birliği ile yürüttüğü ticarette bu konunun yeniden ele alınması gerektiğini belirten Kıvrak, Türkiye’nin de karşılıklı ticaret kapsamında dökme zeytinyağında benzer avantajlar talep etmesi gerektiğini kaydetti.

Kıvrak, “Bir iki yıl içinde satacak yer bulur üretici” diyerek, üretim kapasitesinin artırılmasından önce pazarların korunması ve yeni pazarların oluşturulması gerektiğine dikkat çekti.

Üreticiye destek çağrısı

Zeytinyağı sektöründe üretici maliyetlerinin yükselmesi, sektörden destek taleplerini de beraberinde getiriyor. Akhisar Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Alper Alhat da zeytinyağı sektörünün ve üreticinin desteklenmesi amacıyla Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu (DFİF) prim desteğinin devreye alınması veya mevcut desteğin artırılması yönünde çağrıda bulundu.

Sektördeki temsilciler, yüksek rekoltenin üretici açısından gerçek bir ekonomik kazanca dönüşebilmesi için fiyat istikrarı, doğrudan destek, ihracat pazarlarının korunması ve etkin pazarlama politikalarının birlikte yürütülmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

“Agroturizmde Zeytin rotası olmalı!

Dr. Mücahit Kıvrak, zeytinyağının yalnızca tarımsal bir ürün olarak değil, bölgesel turizm ve gastronomi açısından da değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Ezine’nin agro-turizm açısından güçlü bir potansiyele sahip olduğunu belirten Kıvrak, ilçeye gelen ziyaretçinin yalnızca kısa süreli uğrayıp geçmek yerine en az birkaç gün bölgede kalmasını sağlayacak rotaların oluşturulması gerektiğini ifade etti.

Zeytin hasadı ve tadımının yanı sıra bölgesel yemekler, doğal ve kültürel alanlar ile farklı deneyimlerin aynı rota içerisinde birleştirilebileceğini belirten Kıvrak, böylece zeytinin ekonomik değerinin yalnızca üretim ve satıştan ibaret olmaktan çıkarılabileceğini söyledi.

Tuvalet kirli, Güleryüz yok, fiyatlar pahalı!

Ancak bunun için öncelikle temel hizmet kalitesinin yükseltilmesi gerektiğine dikkat çeken Kıvrak, bölgeye gelen turistlerin beklentilerinin aslında oldukça temel olduğunu belirterek, “Temiz tuvalet, güler yüz, fiyat” ifadelerini kullandı.

Kıvrak, agro-turizmin zaten daha yüksek maliyetli bir turizm modeli olduğunu, bunun üzerine yüksek tesis ve yeme-içme fiyatlarının eklenmesinin bölgenin rekabet gücünü zayıflatacağını söyledi.

ABD’nin agro-turizmde önemli bir pazar oluşturduğunu, İtalya’nın da bu alandan ciddi gelir elde ettiğini belirten Kıvrak, Portekiz’in ise daha ekonomik modellerle başarılı uygulamalar gerçekleştirdiğini aktardı.

Ezine merkezli güçlü bir agro-turizm rotasının oluşturulabileceğini belirten Kıvrak, bunun için siyasi irade, planlama ve doğru pazarlama gerektiğini söyledi.

Kıvrak, Ezine Zeytin Hasat Şenliği’nin dahi yeterince değerlendirilemediğini belirterek, “Ezine Zeytin Hasat Şenliği’ni doğru düzgün yapamıyoruz, pazarlayamıyoruz” sözleriyle bölgenin sahip olduğu potansiyelin henüz tam anlamıyla ortaya çıkarılamadığını ifade etti.

Muhabir: SÜHA PARMAKSIZ