“ O yıllarda ilçemizin değişik memuriyetlerinde görevli arkadaşlarla her ay başı buluşurduk. Hüsnü abimizi de alıp lokantada güzelce yiyip, ardından meyhanede içkilerimizi de içip sonra kumarda oynatılan zıpzıp Ahmet'in kahvehanesinde kumara oturur, Hüsnü abimizin aldığı aylığını da alıp böyle devam ederken.. Ehh şimdi biz almasak adam mutlaka oynayıp başkalarına verecek başkaları alacağına bizler alıyor sıkıştıkça kendisine harçlık veriyorduk. Günler böyle geçerken bir akşamüstü Hüsnü abimiz acayip bir ses çıkartarak masaya yığılıverdi ve oracıkta can verdi. Ailesine haber verme işi bir iki münakaşadan sonra kura çekilerek bana düştü Eyvah ne zor bir iş, “Bülbül gibi baharın müjdecisi ol, baykuş gibi kötü haber verenlerden olma.” derler ama yapılacak bir şey yok iş başa düştü bir kere. Ne yapar ne eder, nasıl söylerim diye bu düşüncelerle Hüsnü abinin evinin yolunu tuttum, kapıyı çaldım hanımı kapıyı açtı. Beni görünce, “ sen dur ben anlatayım dedi. O zaman buyurun siz anlatın dedim. Dedi ki aylıklarını aldınız, lokantada yediniz içtiniz, sonra kahveye gidip kumara oturup Hüsnü amcanın bütün parasını aldınız. Yeter bıktım artık her zaman aynı hikaye. İnşallah şimdi bana onun ölüm haberini getirmişsin.” dedi Ben de aynı anlattığınız gibi oldu dedim. Ve bu zor işi selametle sonlandırmış oldum.”
İmroz (Gökçeada) 3 nolu sağlık merkezinde görevliyim 1970 yılları. Kızını öğretmen okulunda okutmak için Mustafa Olgun isimli bir Kızılçullu İzmir Köy Enstitüsü mezunu sağlık memuru abimiz İmroz Sağlık Teşkilatı hükümet tabipliğine sağlık memuru olarak atandı. O yıllarda adada ev sıkıntısı çekildiğinden 40 dairelik memur konutları lojmanları da yapılmıştı. Zamanın Kaymakamı Sayın Hayri Kozakçıoğlu anahtarları kura çekimi ile dağıttı. Lojmanlara yerleştik ve mesaimize başladık.
Bir gün abimizin misafiri olan Kızılçullu okulundan mezun olan öğretmen arkadaşı geldi. Hoşbeş ettikten sonra hanımını anlatmaya başladı. Eve gelirim benden yemek beklersin. Ha zıkkımı ye dermiş. Aç acına bir yere kıvrılıp yatarım. Tam uykuya dalacağım eline bir tepsi almış beni çekeler, kalk oynayacağız der. Tempo tutup hadi oynamaya başlarız. Yani günümüz böyle geçip gidiyor sonu nereye varacak bilmem.” Diye dertlenir dururdu. O anlattıklarının epey etkisinde kaldım. Vay be neler varmış deyip içimden Allah'ıma şükür ettim. Arkadaşa gidince abimiz “bu var ya dedi her ay aylığını alıp kumara verir. Ondan sonra rahatlar. Böyle olunca da hanım kafayı bozmuş.”
Allah cümlesini bu kumar hastalığından korusun.
İnşallah kumarsız rahat ve huzurlu günlere.