SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Şiddetsiz İletişim (22.02.2021)

Yazının Giriş Tarihi: 22.02.2021 08:24

Şiddetsiz iletişim, 1960’lı yıllarda Marshall Rosenberg’in insanların birbirine karşı sergiledikleri acımasız davranışların altında yatanı anlamaya çalışırken geliştirdiği bir iletişim modelidir. Temelinde; başkalarını yargılamadan ve suçlamadan kendimizi nasıl ifade ederiz sorusu yatar.

Burada şiddet-öfke veya haklı-haksız gibi diyaloğu çıkılmaz bir döngüye sokan iletişim biçimleri yerine; empati, kendini açıkça ifade etme, ilişkinin niteliğini iyileştirmeye yönelik bir bakış açısı vardır. Kısaca; önce kendimizi ardından karşımızdakini anlama sanatı ya da kalpten kalbe dürüstlükle konuşmak olarak tanımlayabiliriz. Şiddetsiz iletişime daha ayrıntılı baktığımız da 4 temel bileşeni olduğunu görebiliriz. Bunlar:

Gözlem: Kendi yargılarımızdan bağımsız bir şekilde karşımızdaki ve durumu gözlemleyebilmek.

Duygu: Kendimizi ve duygularımızı tanımak, o anki duygularımızı anlayabilmek.

İhtiyaç: Neye ihtiyacımız olduğunu dile getirebilmek.

Rica: Açık ve olumlu bir dil aracılığı ile iletişim kurduğumuz kişiden ricalarda bulunmak.

Yani sizin de anlayacağınız üzere karşımızdakini ‘’tüm varlığımızla ve içtenlikle’’ dinlemenin önemini belirtiyor bu model. Karşımızdakinin duygularını anlamanın en etkili yolu onun söylediklerini sesli bir şekilde tekrarlamaktan geçiyor. Onun duygularını onaylamak, reddetmek ya da söylenilenleri saldırı olarak nitelemek yerine gerçekten o kişinin ruhunun derinlerinde yatan hassasiyetlerini, bizimle paylaştığı armağanlar olarak görmeliyiz. Belki de yargılarımıza odaklanmayı bırakıp gözlemlere ve taleplere odaklanırsak ilişkilerimizin rengini daha doğru belirleyebiliriz.

Zaten bizi yaşadığımız hayata yabancılaştıran en önemli unsur, bizim değerlerimizle uyuşmayan insanlara “yanlış” veya “doğru” dememiz gerektiğini söyleyen ahlakçı yargılardır. Günlük hayatta oldukça sık karşılaştığımız “O tembelin teki’’, ‘’Bu uygunsuz bir davranış’’, ‘’Senin tek derdin sorumsuz olman’’, “Nasıl olsa anlamayacaksın” gibi cümleler kurup ya da tam tersi olarak susup görmezden gelmenin tamamı etiketleme ve teşhis koymadan ibaret.

Yargılar dünyasında boğulup “kimin ne’’ olduğuna odaklanmak yerine başkaları hakkındaki analizlerimizin aslında kendi ihtiyaçlarımız ve değerlerimizin birer ifadesi olduğu üzerine düşünerek bu yolculuğa başlayabiliriz. Yapılan araştırmalar insanları sınıflandıran sözcüklerin sıklığıyla şiddet olayları arasında yakın bir bağ olduğunu gösteriyor. İnsanları ‘’iyi’’ ya da ‘’kötü’’ olarak yargılayan kültürlerde şiddet olaylarının daha fazla olduğu ispatlanmış durumda. Nitekim ülkemizdeki istatistikler de onarıcı adaletin olmadığı bir yerde verilen cezaların, hiçbir caydırıcılığının da olmadığı yönünde bir sonuç sunmaktadır.

Yukarıdaki bilgiler ışığında artan şiddet olaylarında sözlü ve sessiz iletişiminde önemli bir payı olduğunun altını çizmek hiç de yanlış olmaz değil mi? Peki siz hayatınızda şiddetsiz ve doğru bir iletişim kurduğunuza inanıyor musunuz?