SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

SABRET (26.04.2021)

Yazının Giriş Tarihi: 26.04.2021 10:24

Ey can, sana bir daralma gelirse yararınadır, kaygılanma. Sürekli yaz mevsimi olsaydı, güneş bahçeyi yakıp kavururdu.

                                                                                                                                                               Hz. Mevlana

Ne zaman pes etme noktasına gelsem bu söz gelir aklıma. Zor zamanlarda sabrımız sınanır, umudumuz tükenir, çaresizlik artar ve o yorgunluk hissinden dolayı pes etmek isteriz. Pes edersek her şey bitecek her şey düzelecek gibi gelir,  ya da en azından öyle olmasını dileriz.

Peki, gerçekten pes etmeyi hak ettik mi? Elimizden geleni gerçekten yaptık mı? Doğru bir yolda yürüdük mü gerçekten, yoksa her şey mübahtır deyip yanlış yollara da saptık mı? Hırsla mı koştuk yoksa azimle mi yürüdük? Tek mi olmak istedik yoksa birlik mi? Çok mu bekledik yoksa sadece beklediğimizi mi sandık? Beklerken durduk mu yoksa yola devam mı ettik? Ve en önemlisi sabrederken biz kim olmayı seçtik?

Sabretmek sizin için kulağa nasıl geliyor bilmiyorum ama “Sabrettim” diyebilmek için yukarıdaki soruların sınavından da geçmek gerekiyor maalesef. “Sabrettim ama olmadı” demek kolaydır çoğumuz için, “hayırlısı böyleymiş” deyip hemen kapatırız o defteri. Ancak kapatmadan önce belki de dönüp bakmak lazım geride kayda değer neler bıraktığımıza. Kaybetmemize rağmen yeniden başlama cesaretini gösteremediysek eğer, boşunadır sabrettik deyişlerimiz...

Evet, önümüze çıkan yollar zorlu olabilir, rüzgâr sert esebilir, dallarımız kırılabilir, yapraklarımız sararabilir, çiçeklerimiz kuruyabilir ama bu demek değildir ki sonsuza kadar mevsim sonbahar olacak. Eğer ilkbaharı görmek istiyorsak, bir ağaç gibi her şeyimizi kaybetsek de sapasağlam sarılmalıyız köklerimize, gün gelecek o köklerden beslenip yine açacak o güzel çiçekler. Bir ağacın sabrı gibi hiçbir zaman yıkılmamak, özünü koruyabilmek ve yitip gitmemek olmalıdır bizim sabrımız da bu uğurda.

Çünkü sabır acı ama meyvesi tatlıdır. Eğer bir kapının açılmasını bekliyorsak önce irademizle başlamamız lazım mücadeleye. Ufacık bir zorlukta yoldan vazgeçmek kolay ama asıl maharet bin kapıyı kapatıp, o bir doğru kapıyı açabilecek azme ve güce sahip olmak. Zira istenilene ulaşmak her zaman kolay değil hatta çoğu zaman önce istemediklerimizi yolumuzdan ayıklamamız gerekir, ta ki bir gün arzuladığımıza ulaşana kadar.

Yani sabretmek pasif bir bekleyiş değil, tam aksine hareket halinde olmayı gerektiren bir süreçtir. Örneğin, sevdiğiniz birinden ayrıldığınızda veya bir sınavdan, bir mülakattan kaldığınızda, hiç ummadığınız bir durumla karşılaştığınızda, dış dünyadan soyutlanıp kapı duvar bir şekilde kendinizi hapsedip acınızın geçmesini beklemek, sabretmek değildir. Sabır, her türlü acıya rağmen hayat mücadelesine devam edebilmektir. Bir kere başarısız olduysan, ikinci kez denemektir. Öbür türlü mücadele etmeden, sabreden derviş muradına nasıl erebilir ki?

Ayrıca her kapı istediğimiz zaman açılsaydı ne anlamı kalırdı duanın, ümidin ve mücadelenin değil mi? Kolay yoldan elde edilen her şey kolay geldiği gibi, kolay yoldan da yitip gider. Ama uğruna mücadele edilen her şey, herkes sandığımızdan da kıymetlidir. O yüzden; sabırlı olmayı arzulamak yerine önce mücadele edecek gücü arzulamak lazım. Açılan kapıyı görmek için bazen diğer kapıları kapatmayı göze almak lazım. En önemlisi de her kapının bir gün açılabileceğine inanarak çalmak lazım o çok istediğimiz kapıları...

Ne demiş Şems-i Tebrizi: “Kalk silkelen, kendine gel. Umutsuzluğa sarılma. Umutsuzluk şeytandan ümit etmek ise Allah’tandır.”

Unutma bir kere pes edersen, hep pes edeceksin. Hayat her şeye rağmen yaşamaya ve mücadele etmeye değmez mi?

Haydi, sen de sabret.