SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

İNSAN NEDEN KAYBEDER? (16.04.2021)

Yazının Giriş Tarihi: 16.04.2021 10:25

İnsan en çok ne zaman yorulur? Ne zaman yaşamak yük olur? Elini bile kaldıracak gücü olmadığı zamanlarda, neyi taşır yüreğinde, ne eksilir, nedir onu bu kadar üzen?

Evet, bazen kendimizi öyle güçsüz, öyle takatsiz hissederiz ki, içimizde eskiden olup da, şimdi olmayan, çekip giden şeyin ne olduğunu anlamaya çalışırız… Her sabah uyanmanın bile yüke dönüştüğü, bunalımlı ruh halinin üzerimize çöktüğü, hiçbir şeyin bizi eskisi kadar heyecanlandırmadığı, ayaklarımızın geri geri gittiği, depresyonun içimizi kapladığı zamanlarda ‘Neden böyleyim’ diye sürekli sorup dururuz kendimize… Beni terk edip giden neydi? Bu davetsiz ve sevimsiz misafir de kim? Nereye gitti enerjim, coşkum ve sevincim… Niye eskisi kadar mutlu olamıyorum… Ya sebepsiz gülüşlerim… Onlar neredeler?

İşte birileri, bize sormadan tüm bunları alır ve gider. Biz de kafamızda ki onca cevapsız soruyla arkasından bakakalırız. Etrafımızı bir sis bulutu kaplar anında “Boş ver, üzülme, değmez vs.” gibi saçma, gereksiz teselliler yankılanır kulaklarımızda. Yutkunamayız bazen, ağır gelir yaşadıklarımız. Hayat o kadar anlamını yitirmiştir ki daha önce hiç yaşamıyormuş gibi, bundan sonra nasıl ayakta kalacağımızı düşünürüz sadece. Sanki bedenimizi taşıyacak derman yoktur artık ayaklarımızda…

Ve kendimize bile söylemekten korktuğumuz, kimselere itiraf edemediğimiz ses daha güçlü çınlar ruhumuzda “TEBRİKLER KAYBETTİN.”

Ben bu dünyada insanı en çok yalnızlaştıran şeyin, kişinin iyi bir insan olmaya çalışması olduğunu gördüm. Başkalarını kendinden bile fazla düşünmek ve onlar için iyi şeyler yapmanın bu dünyada bir karşılık bulması gerçekten zor. Herkes aynı değil tabii ki, onun için imkânsız demiyorum. Yapılan bir iyilikten karşılık bekleme meselesi de kişiye göre farklılık gösterebilir. Ama burada çoğu insana göre değişmeyen tek karşılık, iyilik yaptığınız insandan en azından samimi bir güler yüz görmektir. Garip olan ise insanların duygularında bile ne kadar da cimri olduğuna şahit olmak. Yani değil güler yüz kime iyilik yaptıysak, ondan kendimizi koruyor olmak… Nice insanlar görüyorsunuz, sanki kendilerine yapılan iyilikler onların hakkıymış ve bu sizin sürekli olan görevinizmiş gibi bir inanış ile yaşıyorlar.

Bu tarz inanışlara sahip olan yüzlerce insanı görünce, bir insanı en çok yalnızlaştıran şeyin iyi insan olmak olduğunu bir kere daha tekrarlamak istedim sizlere… İnsanlık anlayışları ‘İ’ harfinden öteye geçmemişlerin gözünde merhametli insanlar aciz ve zayıf, iyilik yapanlar keriz, çalışıp bir şeyler başarmak isteyenler hayalperest, başkasının hakkını savunanlar hain ve bazen de enayi…

Böyle insanlara kalbinizde oturabilecekleri bir sandalye koymak istediğinizde, kalbinizin zeminini hiç düşünmeden bir kamyon eşya ile geliyorlar. Kendilerine sunulan iyilikleri sımsıcak bir yardım eli olarak görmek yerine, menfaat kapısı olarak algılıyorlar. Sonrasında ise bu eli koparırcasına çekiyorlar kendilerine. Kabarmış iştahları ise, el koptuğunda hem kendilerine hem de elin sahibine zarar vereceğini unutturuyor. Dolayısıyla iyilik yapan ile iyilik edilen arasında yıllara meydan okuyabilecek saygı, hürmet ve sevgi bağları daha hiç kurulmadan kopmuş oluyor. 

Çocukluğumdan örnek verecek olursam; başkalarını kazıklayanların ne kadar akıllı insanlar olduklarını duyardım hep. İnsanlar o tipleri anlatırken alt dudaklarını ısırıp, kafalarını sallar ve sonrasında tuhaf tuhaf gülerlerdi. O sahneye bakınca, “Bu insanlar da kurnaz olmak istemiş de treni kaçırmış olmanın pişmanlığını yaşıyorlar” diye hissederdim. Demek ki kurnaz ve kötü olana daha çok saygı duyuluyordu.

Onlar kendi kurdukları dünyalarında birbirlerini kazıklayarak, mutlu bir şekilde yaşamaya devam ede dursunlar, benim kendi kendime sorduğum sorularım vardı. Herkesin kalbinde bir sandalyeye sahip olmak yerine, her davet edildiği kalbe bir kamyon dolusu eşya ile girmek isteyen sömürücü bir zihniyet nasıl mutlu olabilir ki? Ya da çalıştığının karşılığının tadına özgürce varmak yerine, başkalarını iyilik adı altında kullananlar nasıl insan olduğunu hatırlayabilir? Evet, bu dünya mutlu olmak isteyenlerin yeri. Ancak gerçek manada mutlu olmak isteyenlerin reçetesinde ise dürüstlük yazıyor.

Yani insan neden mi kaybediyor? Çok sevmekten, kıyamamaktan, kızamamaktan, üzememekten, hep alttan almaktan, herkesi kendisi gibi sanmaktan, değer görmediğinin üzerine titremekten, susması gereken yerde ısrarla açıklama yapmaktan, her şeyi çok fazla düşünüp anlam yüklemekten… Çünkü hayat, ilk kendini yok sayanları harcıyor.